İREM’LE HER Bİ’Şİİ DE “KEREM SEDEF”

“Hayatta hiçbir şey tesadüfen olmuyor…”

2017 yılı benim için çok sert ve fırtınalı geçmiş, hatta çoğu zaman kendimle karşı karşıya kalmıştım. Ayağa kalkarken kendimi daha iyi tanıdım ve hayatta gerçekten ne istediğimi anladım. Aslında ne dostlukların, ne de maddi manevi hiç bir şeyin sonsuza kadar olmadığını gördüm ve hep söylerim; “Hayatta hiçbir şey tesadüfen olmuyor…” Samimiyetine ve gerçekçiliğine güvendiğim Kerem Sedef ‘le sizin için yapmış olduğum röportajı sunuyorum.
Öncelikle Kerem Sedef’e hem röportaj için, hem de samimiyeti için ve tabii sizlere de zamanınızı ayırıp okuduğunuz için size teşekkür ederim. Yüzünüzde bir parça gülümseme ve umut oluşturabilirsek ne mutlu…
Buyurun; Kerem Sedef’in gözüyle hayata hep beraber bakalım

—————

İrem Ezgimen: Kerem nerede doğdu, neler yaptı? Biraz kendini anlatır mısın?

Kerem Sedef: 1982 İstanbul doğumluyum. Şişli Terakki Lisesi’nde; ilk, ortaokul ve liseyi ablamla birlikte okudum. Kendisi benden üç yaş büyüktür. (Bu detayı neden verdiğimi bilmiyorum ama ona da gönderme yapmış olalım. :) ) Babam; 1969 senesinde “Altın Ses Kralı” olmuş. Dönemin sevilip sayılan ünlü müzisyenleri arasındadır ve birçok 45’liğe imza atmıştır. Hatta bir zamanlar Sinan Erkoç’la çalmak için tanışmaya gittiğimde; sen “Cevat Sedef’in neyi oluyorsun?” diye sormuş, oğlu olduğumu öğrendiğinde çok şaşırmış ve benden çok babamla ilgilenmişti. :)

Müzik geçmişim babamdan geliyor. Evde sürekli; Ray Charles, Blues Brothers, Aretha Franklin dinletirdi fakat davul konusunda kimsenin bir fikri yoktu ve seneler sonra, çocukluğumda ritim tutma huyum olduğunu ve 5 – 6 yaşlarımdayken evde sağa sola vurup durduğumu itiraf ettiler. Davulla tanışmam ise şu şekilde oldu; babamın arkadaşlarıyla “Eskici Bandosu” isimli bir müzik grubu vardı ve grupta davulu babamın çok yakın arkadaşı, rahmetli Tekin abi çalıyordu. Davulu ilk gördüğüm an; “Bir şekilde bunu elde edip, çalmam lazım.” demiştim. O kadar etkilenmiştim ki anlatamam. Davulun başında çaldığım ilk parçayı hatırlıyorum da, sadece floor tom’a ve trampete vuruyordum. O zamanlar kick’e ayağım yetmiyordu. :)

Annem naçizane ev hanımıdır. Zamanında çalışmış, ama bizler olunca işi bırakıp bizimle ve eviyle ilgilenmiş. Aynı zamanda çok iyi bir ressamdır, dedem de (annemin babası) ressammış. Sanırım oradan da el geçmiş diyebilirim. Ben de üniversitede konservatuvar istiyordum fakat olmadı ve sonra mimarlık bölümünde okudum. Bir şeyleri renk ve uyum olarak birleştirmeyi çok seviyorum. Mesela kendi evlerimin iç dekorasyonunu yaparken (sanayide ve Yeniköy’de oturduğum) kimseyle çalışmadım. Sanırım o yeteneğimi annemden almışım. :)

İrem Ezgimen: Aslında sanatçı bir ailenin evladısın…

Kerem Sedef: Evet, ama başlarda benim de sanatçı olmamı hiç istemediler. :)

İrem Ezgimen: Neden?

Kerem Sedef: Anne ve baba, çocukları için her şeyin daha iyi ve garantili olanlarını istiyor. İlk başlarda bu duruma çok sinirleniyordum. Karşı çıkmalarına kızıyordum ama zaman geçtikçe anladım neden istemediklerini… Hayatlarımızı daha garantisi yüksek işlerden kazanmamızı istiyorlar. Mesela mimarlık, müzisyenliğe göre garantisi yüksek bir meslek, kesinlikle kabul ediyorum ama beni mutlu eder miydi? Kesinlikle etmezdi! Hiç unutmuyorum; 2 – 3 ay kadar Kanyon’un yapılışında çalıştım ve karlı bir Pazar gününde oradan o kadar hızlı kaçtım ki… :) Ardından babamın arkadaşının yanında iç mimarlığı denedim. Kendim bir şeyler yapayım istedim ama o da olmadı. :) Zaten 17 yaşımın sonunda ufak tefek bir yerlerde çalmaya başlamıştım. Gecede 5 – 10 lira kazanıyor, inanılmaz mutlu oluyordum. Bir süre sonra hayatıma “Ayna” grubu girdi. Müzik adına ilk profesyonel işim “Ayna” ile oldu. Bu gün ne öğrendiysem, onlarla öğrendim. Türkiye’de turneye ve sahneye çıkmaktan tutun da, “sahnede nasıl hareket etmen gerekiyor?”, “turne için nasıl bavul yapman gerekiyor?” kısmına kadar her şeyi orada öğrendim. Çünkü çok yoğun bir dönemde konserler yaptık ve inanılmaz deneyimler kazandım.

İrem Ezgimen: İlk gözbebeğin “Ayna” denilebilir o zaman…

Kerem Sedef: Elbette… İnanılmaz müzisyen ve sanatçılar… Her anlamda iyi olduğu kadar, kötü ve kırıcı tecrübelerim de oldu. Bu tecrübeler sayesinde hayatın tozpembe olmadığını ve kötü tecrübelerin sonunda, onlarla nasıl başa çıkmam gerektiğini öğrendim. Ayna ile üç, dört seneyi geçirdikten sonra hayatıma “Circus” girdi. “Circus” o dönemin en popüler bar grubuydu. Başka bir okuldu “Circus” benim için… Yanılmıyorsam; “Circus” Türkiye’de alt yapıyla çalan ilk bar grubu olması lazım. Alt yapıyla çalmayı ben de onlarla öğrendim. Bütün öğrencilerime söylerim, her şeyi sahnede öğrendim. Tabii ki arka planda evimde kapanıp çalıştığım dönemler de var ama hep kendimden iyi isimlerle çalıştığım için ve yaşımın da küçük olmasından dolayı birileri beni hep yönlendiriyordu. Daha önce karşılaşmadığım zor durumlarda da  mecbur kafamdan anlık bir çözüm bulup öğrenmem gerekiyordu.

İrem Ezgimen: Yaratıcılığını geliştirdi yani…

Kerem Sedef: Öğrenmezsen, o iş senden gidiyor. O kadar hızlı öğrenmen gerekiyor ki… Mesela müzisyenler arasında “kanlı takip” denilen bir şey vardır. Herkes onu sahnede öğrenir. Ama o kadar saçma şeylerle öğreniyorsun ki; alt yapı bozuluyor o an “ne yapacağım, panik yapmamam lazım” diyorsun ve çok acayip denemeler yaşıyorsun. Bunlar “Model” zamanında başıma çok geldi ve bu tecrübeleri daha önce yaşamış olmak çok işime yaradı. “Circus” tan sonra bir çok farklı projeyle çaldım sonra da askere gittim, geldim ve ardından “Model” başladı. 4,5 – 5 seneye yakın bir süreyi, hep beraber çok yoğun geçirdik.

Kerem Sedef 4

İrem Ezgimen: Babanın müzik hayatına etkisi olduğunu biliyorum. Hem bunu yaşayan bir müzisyen hem de öğretmen olarak; sence çocukları aileleri nasıl yönlendirmeli?

Kerem Sedef: Müzik ve ritim çocuklarda analitik zekayı çok geliştiriyor. Her çocuk bir şekilde profesyonel olmasa bile, önce enstürmanları denemeli. Çünkü; çocukların çok küçük yaşlarda seçici olamayacağını biliyoruz. Tabii ki istisna olan bazı çocuklar ne istediğini çok belli edebiliyor ama müzikle uğraşacak olan bir çocuğun, öncelikle sevdiği bir enstürmanı bulup, enstürmanı ile vakit geçirmesi gereklidir. Sanatala ilişki sadece müzikal açıdan değil; çocuğun pedagojik gelişimi açısından da oldukça önemlidir. Notaları duyması, ritmi duyması çocuğun hayatı içerisinde hem sosyo kültürel, hem de analitik zekasını etkileyip şekillendiriyor. Bununla ilgili birçok araştırma var. Davul dersi vermeye başlayalı 12 sene oldu. 12 senelik öğretmenlik hayatımda gördüğüm şu ki (davul çalmanın dışında) müziğe zaman ayıran ve ayırmayan çocuk arasında ciddi farklar oluyor. Bunu birebir gözlemledim. Aynı ailenin iki kardeşi, ya da arkadaşlar arasında bir hayli fark ediyor. Onun için; spor kadar, müziği de bir şekilde (dayatmak şeklinde ya da çocukları proje haline getirerek değil) hayatlarının içine dahil etmeleri gerekiyor. Dinleterek bile başlayabilirler hiç önemli değil. O da bir kültür, sonrasında ise çocuk hangi enstürmanı istiyorsa, o enstürmanı çalmasını sağlayarak daha ileri götürmesine yardımcı olabilirler.

İrem Ezgimen: Ciddi bir müzik takipçisi ve dinleyicisisin. Müzik yelpazen çok geniş. Daimi değişen bu çeşitliliğe nasıl ayak uyduruyorsun?

Kerem Sedef: Az uyku uyuyorum ve bu durum bana zaman kazandırıyor ama doğruyu söylemek gerekirse eskisi kadar takip etmiyorum. 20’li yaşlarımda, her gün yeni bir şey öğrenip, onu paylaşıyordum. Özellikle bulunduğum arkadaş ortamım da benim gibi, ciddi şekilde müziği takip eden ve müzik konuşan insanlardan oluşuyordu ve durum böyle olunca da daha çok şey öğrenebildik. Şimdiki çocuklar bilmez ama bizim çocukluğumuzda kaset çekilir, hediye edilirdi. Biz kasetlerin kitapçıklarını okuyan bir jenerasyon olarak büyüdük. İlgimiz de bu yönde olduğu için; “albümde kim çalmış, nerede kaydetmişler, prodüktörü kim” bunları hep merak edip bakıyorduk. Okan diye bir arkadaşım; sadece üç beş kişinin dinlediği albümlere kadar bilirdi. Hayatımda araştırmacı insanların var olduğu, dolu bir dünyadan geldim. Mesela Spotify playlistim bayağı değişiktir. Çünkü babam; R&B, Funk, Jazz’la büyüttü. O zamanlar çok sıkı bir Hip-Hop dinleyicisiydim. Old School Hip-Hop’â bayılır, hala takip ederim. Bir süre sonra hayatıma metal ve rock müzik girdi. Bu tarz bir müzik olduğunu biliyordum ama o düşünce yapısıyla dinlemiyordum. Bir anda içine girince “Bu çok acayip bir dünya!” dedim. Düşünün ki; bugün hala en çok canlı izlenen ve insanların gittiği konserler metal konserleridir. O dünyaya bu bakış açısıyla bakmak, Türkiye’nin dışına çıkmaktan geçiyor. Bunu fiziki olarak düşünmeyin. Ellerimizde bulunan telefonlarla her şeyi yapabiliyorsunuz. Tabii burada istekli olmak çok önemli… Mesela benim aklıma bir şey takıldığı an, telefondan bakıyorum. Bir şeyleri bilmeyi ve öğrenmeyi seviyorum. Bana göre tek tarz müzik dinlemek, her gün aynı şeyi yemek gibi… Olmayacak bir şey değil, tabi ki olabilir. Bu konuda saygım sonsuz ama iyi ve çok sayıda beslenebileceğimiz farklı lezzet var ve hepsinden bir şey almak, kendi yaptığın tarzda da seni çok ileri götürebilir. İnsanlar bunu yapmaya üşeniyor. Spotify ve Itunes’da sen hiç bir şey yapmasan, onlar sana öneriyor. Mesela, kayıt zamanları iki gün öncesinden jazz dinlemeye başlarım. Konfor alanımın dışına çıkmak ve başka bakış açısıyla bakabilmek için doğru bir yöntem olduğunu düşünüyorum.

İrem Ezgimen: Benim gözümde Türkiye’de müzik yapan bir müzisyenin bu kadar sağlıklı, düzenli bir yaşam stili olması çok zor, sen bunu nasıl başardın?

Kerem Sedef: Benim de 20’li yaşlarım herkes gibi geçti. Bu durum 20’li yaşların verdiği bir heyecan… Açıkçası, düşüncelerim 30 yaşına geldikten sonra değişti. Beslenme konusunda da, askerden sonra çok kilo almıştım. Döndüğümde kendime “Ben ne yapıyorum?” dedim ve ardından hayatıma “Model” girdi ve tekrar sahneye çıkmaya başladım. Tekrar göz önünde olmaya başlayınca, insan iyi görünmek istiyor ve dikkat etmeye başlıyor. Her şeyi sorgulamaya başladım. Ne istediğime karar verdim. Her şeyden önce kendim için yapmam lazımdı. Bir gün eniştem (kendisi doktordur) bana “35 yaşına nasıl girersen, öyle bitirirsin bu hayatı ve ona göre dikkat et çünkü sağlıklı bir şey değil.” dedi ve bunun üzerine kararımı verdim. Bu kararın sonucunda da çok mutlu oldum. Giydiğim şeyin bana yakışmasından, iki adım merdiven çıkınca nefes nefese kalmamaktan mutluluk duydum. Durumumu avantaja dönüştürebileceğimi gördüm. Bir süre sonra da beslenme okudum ve sertifikasını aldım. Sağlıklı yaşamın bir müzisyen için de gerçekleştirilebilir ve sürdürülebilir olduğunu gördüm. Emin ol, hayatında “gerçekten” bir şey yapmak istiyorsan onu yapmak için zaman, güç buluyor ve yapmak istedikten sonra yapıyorsun. Sadece dezavantajı, avantaja çevirmeyi bilmek gerekiyor. Zamanı doğru kullanma konusuna takıntılıyım. Unutmamak lazım, zaman geçiyor ve geri gelmiyor.

İrem Ezgimen: Profesyonel olarak sporla ilgilenmeye ne zaman başladın?

Kerem Sedef: Aslında şöyle; hiperaktif bir çocuk olduğum için aileme demişler ki “bu çocuğu bir yere verin yoksa ileride zorlanırsınız.” :) onlarda sağ olsunlar basketbola vermişler. :) Benimde çok hoşuma gitti hoplayıp, zıplamak. Uzun süre basketbol oynadım. Basketbolun ardından kısa bir süre futbol oynadım ama futboldan nefret ettim. 4 yıl Amerikan futbolu oynadım. Aklına gelebilecek her sporu denedim ama profesyonel olmadım. Hiçbir zaman profesyonel olma durumum olmadı ama profesyonele yakın spor yaptım. Özellikle basketbolda yoğun antreman yaptığım ve oynadığım zamanlar oldu. Yeni şeyleri denemek, o deneyimlerin disiplinlerini öğrenmek hoşuma gidiyor. Tek bir şey yapmak bana sıkıcı geliyor. Yapılabilecek bir sürü şey var ve onları bir araya getirdiğin zaman bence inanılmaz bir karışım olmaya başlıyor. Denememektense, deneyerek onun neden senin için olmadığını görebiliyorsun.

Örneğin; hayatım boyunca mutlaka bir dövüş sporu yapmak istedim. Kick boks, boks hepsini denedim ama en son Cihan Yılmaz ve Ertan Balaban’ın önermesiyle “Juijitsu” yu denedim ve hoşuma gitti. “Aradığım buymuş!” diyebildim. Juijitsu’nun çok önemli olan ve benimle çok uyan bir felsefesi var. “Yolculuk önemli olan…” yani derdi siyah, mavi, kırmızı kuşak değil. Benimde derdim öğrenmek ve yaptığım işin sürdürülebilir olması.

İrem Ezgimen: Sporcusun anladık :) ama gecenin geç saatinde Okan Sungu ile beraber 22 km yol koştunuz. Onun hikayesini anlatır mısın?

Kerem Sedef: Okan yanımda olmasa, ben o 22 km’yi çok zor bitirirdim ama Okan’la öyle ya da böyle bitti. Günün sonunda ne yaparsan yap, başarma hissiyatı çok güzel bir şey… Hayatta paradan daha önemli bir şey varsa, o da başarmak. Çünkü başardığın zaman (iş konusunda ya da herhangi bir konuda) istediğin şeyler akabinde geliyor ama başarma duygusu dünyada başka hiçbir şeyde yok!

İlk Ayna ile turneye çıktığımızda gece herkes araçta uyurken gözümü açtım ve “ İşte bu!” dedim. Model’le yaptığımız turneler… 50.000 kişinin önde çalıyorsun ve onun karşılığını alıyorsun. Gerçekten bunun para ile alakası yok.Kerem Sedef 1

İrem Ezgimen: Seninle ortak hislerle yaptığımız bir iş öğretmenlik ve bundan yola çıkarak geçenlerde kendim söylemiştim, birkaç gün sonra senin ağzından da duydum “bir şey öğretiyorsun ve anında karşılığını alıyorsun.”

Kerem Sedef: Aynen öyle… Birisi senin söylediğin bir şeyi yapıp başarıya ulaşıyor. Bunu onun yüzünde görebiliyorsun. Buna sebep olabilmek bile çok önemli. Aslında başarı, onun başarısı ama senin yönlendirmelerin doğrultusunda başarıya ulaşıyor. Sen de birine bir şey öğretmiş ve onun hayatına dokunmuş oluyorsun. Belirli bir yaştan sonra fark ediyorsun ki, hayatta en güzel şey birinin hayatına dokunabildiğini görebilmek.

En sevdiğim şey bir okula gidip küçük, büyük insanlarla konuşmak. Çünkü herkes sana bir şey öğretiyor. Hiç kimseyi kendinden aşağıda görmene gerek yok. 5 yaşındaki çocuktan bile bir şey öğrendiğimi biliyorum. İnsanların hayatına dokunabilmek, büyük bir başarı ve bunun hiçbir karşılığı yok.

Hayatta insanlar boşu boşuna karşına çıkmıyor. Hayatımda iki dakikalığına bile karşıma çıkan biri hayatımı değiştiren şeyler söylemiştir. Mesela hayatımı değiştiren şarkı “Michael Jackson – Man in the miror” oldu ve bunlar boşu boşuna gelmiyor kulağına… Sokakta görüp “Merhaba” dediğin adam bile boşu boşuna “Merhaba” demiyor sana…

İrem Ezgimen: V-log videoların var. Neden çekmeye devam etmiyorsun?

Kerem Sedef: Var-dı. :) O dönem çok şey yapıyordum ve paylaşmak çok hoşuma gidiyordu. İnsanlara ilginç bir şey sunabiliyordum. Avrupa turnesine gittiğim zaman belki izleyen kişi hiç oraya gitmemiş olabilir diye düşünüp videolar çekiyordum. Gelen yorumlarda insanlar kendilerini orada gibi hissedebildiğini söylüyorlardı.(Bunları insanların söylediği yorumlardan yola çıkarak söylüyorum.) Hayatım boyunca her zaman yaptığım şeyin bir amacı olması gerektiğini düşünüyorum. 2017 benim için durağan bir yıl oldu hayatımdan birçok şey değişti. Bu yüzden kamerayı açayım, saçma sapan konuşayım, millet beni izlesin falan bana göre değil…

İrem Ezgimen: Canlı yayın yapmayı sevmiyorsun.

Kerem Sedef: Aslında canlı yayın yapmayı seviyorum. Cihan Yılmaz ile başlamıştık fakat Cihan’ın işleri ve yoğunluktan devamlılığı sağlayamadık. O hala aklımda ama daha düzgün ve oturaklı bir konsepti olması gerektiğine karar verdim. Kendi düzenimde yaptığım her şeyi devam ettireceğim, ama bugün ama yarın, bakacağız. :)

İşin açıkçası bir de şöyle bir durum var; YouTube’ta para vermediğinde, seni takip eden adama bile erişmene engel olan algoritma olduğu müddetçe bir yol kat edilemiyor. Bu durum yanlış anlaşılmasın; YouTube’tan milyonlar kazanmak derdinde değilim ki öyle olsa bir sürü yöntemi var yapılacak.

İrem Ezgimen: Peki… Kerem Sedef’in bir günü nasıl geçiyor?

Kerem Sedef: Sabah 04:30/ 05:00 gibi uyanıyorum. Son bir senedir sabah uyandığımdaki ruh halime göre 10 dakika– 15 dakika meditasyon yapıyorum. Kendi kendine kalmak güzel bir şey… Su sesi ve su bana çok iyi geliyor. Bu aralar hafif hafif yoga ile uğraşıyorum.. Esnek bir adam değilim ama artık yavaş yavaş o esnekliği vücuduma katmam gerektiği konusunda çok ciddi sinyaller görüyorum. Spora gidene kadar günlük araştırmalarımı yapıyorum, ardından spora gidiyorum sonrasında günlük koşuşturmalar başlıyor. Dersler, toplantılarla geçiyor. Akşam ise gece sosyal olmamı gerektirecek bir şey olursa orada oluyorum ama olmayacaksam evime gidip ne yapacaksam onları yapıp yatıyorum arada çalışabilirsem davul çalışıyorum.

Kerem Sedef 2

İrem Ezgimen: Kerem Sedef’le ilgili ilerleyen süreçte bizi neler bekliyor?

Kerem Sedef: Övünç Dan ile beraber kurduğumuz “Gaddar”ı zaten herkes biliyor ama ben bir single kaydettim. :) Şarkı söyledim… :) Hatta şimdi ikinci şarkıyı bitiriyoruz. :) Sahnenin arkasından, önüne geliyorum. :) Biz çok eğlendik ve ilginç oldu. :) Herhangi bir iddiam yok ama bizim eserimiz oldu, benim oldu! Eğrisi ve doğrusu ile Suat Yılmaz, Övünç Dan ve benim bir araya gelip, konuşup, birbirimize güvenebilmemizle gerçekleşti. ( Gerçekten Suat ve Övünç’e çok güvenirim. Çünkü adamlar, eğer bir iş olmamışsa “olmamış” der. Bana mutlaka kötüyü söylerler ve direk söylerler.)

Bir davulcu olarak sert bir tuşe ile hareket etmeme rağmen, yaptığımız single şarkının onunla hiç alakası yok. Çalan Kerem ve söyleyen Kerem arasında bir fark var. Single ile ilgili herhangi bir kaygı taşımıyorum. Sadece yapmak istedim ve yaptım. Bir süredir sessiz kaldım ama bu süreçte boş oturmadım. Çalıştım ve ürettim…

2017’nin sonlarına doğru fark ettim ki; hayatımın taşları yerine oturuyor. Gerekli insanların hayatıma girip, gereksizlerin çıktığı bir dönem başladı ve hayatım çok güzel bir döneme doğru gidecek…

İrem Ezgimen: Öğretmenlik… Zuhal Müzik Akasya’da davul dersleri veriyorsun. Öncelikle öğretmenlik sana kendini nasıl hissettiriyor?

Kerem Sedef: Öğretmek gerçekten başka bir şey… Öğretebilmek bir meziyet ve ben herkesin öğretebileceğine inanmıyorum. Çünkü; birine bir şey anlatabilmek, gerçekten çok zor ve yıllar içinde bunu nasıl yapman gerektiğini öğreniyorsun. Öğretmek benim açımdan inanılmaz keyifli… Biri geliyor ve sana diyor ki “Bana bildiğin şeyi aktarabilir misin?” sen de bir yerden başlıyorsun. Seneler sonra bu edindiği bilgi için “Bana bunu ….. kişi öğretti” demesi muhteşem bir duygu. İnsana tamamlanmışlık hissi veriyor. Her konuda bir şeylerin paylaşıldığı zaman ilerlediğine inanıyorum. O enerji herkesten, herkese geçiyor ve o karma hayatında mutlaka sana geri dönüyor. Bunu maddi olarak söylemiyorum ama karşındaki insanın yüzündeki “Başardım!” gülümsemesini görmek bile sana anlatılmaz bir duygu yaşatıyor.

Zuhal Müzik’le de, Roland dolayısıyla beraber çalışıyorduk. Ortak bir iş yapmayı istiyorduk ama benim çok zamanım yoktu ve bir işi eğer düzgün yapamayacaksam, yapmamayı tercih ettiğim için projelerimizi gerçekleştirememiştik. Bu dönemde de hazır ben müsaitken, yeniden bir araya geldik ve derslere başladım. Her şey güzel gidiyor ve Zuhal Müzik Akasya şubesinde haftanın 3 günü dersler devam ediyor.

IMG_E3241

İrem Ezgimen: Kerem Sedef çocukluğundan bu zaman hayal ettiği noktaya gelebildi mi? Nasıl hayalleri vardı ve şuan nerde?

Kerem Sedef: Hayal ettiğim noktanın ilerisine geçtim ama o hayaller hep değişiyor. Öncelikle her şeyden önemlisi, sevdiğim işi yapıyorum. Yurtiçi ve yurtdışında 40.000 – 50.000 kişiye konser vermek, insanların yaptığın işin karşılığında seni tanıyıp, tebrik etmesi bile çok güzel bir duygu. Onun için çocukluğumda düşündüğümden, daha iyi bir yerdeyim ama başardıkça ve başarabildiğini gördükçe devam ediyorsun ve esasen “büyümek” zaten bu demek… İnsanın ruhani olarak büyümesi bunu gerektiriyor.

İrem Ezgimen: Fanların çok fazla ve seni çok seviyorlar. Sen de hayatı dolu yaşayan, net ve açık bir adamsın. Samimiyetine, içtenliğine inanarak soracağım bu sorumu… Onlara hayatla ilgili bir şeyler söylemek ister misin?

Kerem Sedef: Hayatta her şeye açık olun! Eskiden kızdığım şeylere, şimdi “iyi ki, olmuş.” diyebiliyorum. İyi ki, mimarlık okumuşum. Çünkü yine müzik yapıyorum ama başka bir bakış açısıyla bakabiliyorum. Diyorum ya; hayatta hiç bir şey boşu boşuna olmuyor. “Hayallerinizden vazgeçmeyin” gibi bir şey söylemeyeceğim ama kendinizi geliştirin! Hayal ettiğiniz şey için çalışın, bol bol çalışın. İnsan sevdiği ve hayal ettiği şey için çalıştığı zaman en kötü durumda bile olsa bu histen güç kazanıyor. Zor zamanlardan geçtiğim oldu ama bu zamanlarda “Bunu başaracağım ve durum değişecek!” dedim ve bence orada değişim başlıyor. Çünkü hayatta her şey varken, hiçbir zaman onlar bitmeyecekmiş gibi düşünüyoruz. Hep ceplerimizde zannediyoruz ama onlar gittiği zaman ortada kalıyoruz. Onlar gittiği zaman, zaten kim olduğumuz ortaya çıkıyor. O her şeyimiz varken etrafımızda olan insanlar, her şeyimiz varken dışarıdan gelen etkiler, her şeyimiz varken ki dünyaya bakışımızla; o her şey elimizden alındığı zaman dünyaya bakışımız öz kimliğimizi ortaya çıkarıyor ve öz kimliğimiz güçlü olmaz ise o zaman yıkılmaya başlıyoruz. Onun için hayatta en önemli şey; okumak, kendini geliştirmek ve ileriye gitmek.Çünkü hayatta sadece kendine güvenebilirsin ve yarın, öbür gün kendinle baş başa kalacaksın. Hayatının herhangi bir noktasında mutlaka herkes kendi ile birkaç kez baş başa kalacak. İşte o zaman “Düştüm!” demekle, “Hadi abi!” demek arasındaki farkı anlıyorsun!

İnsan fiziksel ve mental olarak ne kadar sağlıklı ise; o kadar güçlü olup kuyruğunu dik tutabiliyor. Bugün hiç param olmasa; bir yerde garsonlukta yaparım, limon satarım. Yaparım! Bunu yapabileceğini bilmek çok önemli!

İrem Ezgimen:Hayatında her şeyin çok iyi gittiği dönemler de olmuştur ama kötü gittiği süreçler de yaşamışsındır. Hayatına özenen insanlar illa vardır ama senin dışarıdan gözüken güzel hayatının yanında kötü yaşadıkların da var ve her şey kusursuz değil…

Kerem Sedef: İnsanlar hep her şeyin bitmiş halini görüyorlar. O ürünün bitmiş haline nasıl, hangi süreçlerle geldiğini kimse bilmiyor. Arkadaşlarım dışarıdayken, benim saatlerce davul çalıştığımı, geceleri sahnede çaldığımı, kaç paraya çaldığımı ve oraya gelebilmek için neler yaşadığımı bilmiyorlar. Kimsenin hayatı kolay değil. Kimsenin! Sadece kendimden söylemiyorum, ne hayatlar var dışarıda görüyoruz, duyuyoruz. Önce elinde olanlara şükretmek gerekiyor ve elinde olanları cepte saymamak gerekiyor. Sanki her gün onlar, senden alınacakmış gibi yaşamak gerekiyor. İnsan hayatı bir saniyede değişebiliyor ve gerçekten kendini rahat bırakmamak gerekiyor. Çalışmak, öğrenmek ve geliştirmek gerekiyor.

İnsanın kendini geliştirebilmesi önemli! Adabı muaşeret bilmek, konuşmayı bilmek, herhangi bir yabancı dil bilmek, bir yere gittiğinde nasıl davranılması gerektiğini bilmek… Bunlar çok küçük detaylar gibi gelse de hayatın bütün bölümünde insanları bir adım ileri götüren detaylar ve maalesef ki; bu dönemde bütün çocukların özendiği şeylerin dışında kalıyorlar.

Herkes zengin, ünlü, blogger vb. bir şey olmak istiyor. Onları olmak zaten kolay, çalışıp oluyorsun ama sen bunların dışında ne yapıyorsun? Sen kimsin? Ben seninle oturup bir şey konuşabiliyor muyum? Turneye çıkmayı dünyanın en güzel şeyi sanıyorlar ama turneye çıkmak dünyanın en zor şeyi… İnsanlarla sen beraberken nasıl vakit geçireceğini biliyor musun? Ne zaman susman gerektiğini, ne zaman konuşman gerektiğini, ne zaman ayrı kalman gerektiğini… Bunların hepsini öğreniyorsun ve bunları öğrenmezsen, hayat sana zorla öğretiyor. Onun için de hayat öğretmeden, öğrenin diyorum. :)

İrem Ezgimen: O zaman minik bir oyun oynayalım seninle :) minik sorularıma tek kelimelik yanıtlar istiyorum senden :)

İrem Ezgimen: En kızdığın şey

Kerem Sedef: Aptallık

İrem Ezgimen: En mutlu olduğun şey

Kerem Sedef: Her şey

İrem Ezgimen: Örnek aldığın biri

Kerem Sedef: Michael Jackson

İrem Ezgimen: Aile

Kerem Sedef: Çok önemli!

İrem Ezgimen: Lady Pera ( :) )

Kerem Sedef: Aaa Hastasıyım! Çok seviyorum! Ölürüm! Canımı veririm!.. :)

( “Lady Pera” dedikten sonra tek kelimeyi aştı durduramadım. :) )

Kerem - Pera - Carlos

İrem Ezgimen: Carlos & Keşkül

Kerem Sedef: Sarılırım :)

İrem Ezgimen: Hayatının “iyi ki” si

Kerem Sedef: İyi ki, her şey böyle olmuş :)

İrem Ezgimen: Hayatında eksik kalan bir nokta

Kerem Sedef: Aile… Kendime bir aile kurmak çok isterim.

İrem Ezgimen: Hem kendi fanların, hem de Dikkat Müzik takipçilerine söylemek istediğin bir şey var mı?

Kerem Sedef: Öncelikler sağ olsunlar okudukları için… Güzel şeyler geliyor. Mutlu olsunlar, çalışsınlar, hayat güzel n’olursa olsun yaşamaya değer!

İnstagram:www.instagram.com/keremsedef

Facebook: www.facebook.com/keremsedefrocks

Twitter: https://twitter.com/keremsedef

IMG_3919

Reklamlar

İREM’LE HER Bİ’Şİİ DE “REDD”

kapakkk
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bazı sanatçı ya da gruplar şarap gibidir. Yıllandıkça daha da çok güzelleşir, kıymetleri geç anlaşır ama onların nehirlerindeki sularda yıkanınca vazgeçilmez olur o su sizin için…
Redd grubu da benim için aynen bu böyle… Kendilerine bu güzel albüm için şahsım adına tek tek teşekkür ederim. Yıllardır keyifle dinlediğim, saygı duyduğum ve elimden geldiğince her konserine gitmeye çalışıtğım bir grup Redd… İlk albümleri çıktığı zaman 19 yaşındaydım şimdi üzerinden 11 yıl geçti ve neredeyse onlarla beraber büyüdüm. Yeri geldi onların şarkılarında ağladım, yeri geldi içtim içtim şarkılar eşliğinde küfürler ettim.
Ama en önemlisi içimden geldiği gibi hissedip, konuşup, onların şarkılarında özümü aradım… Redd’e ve Turhan Ulgur’a bu keyifli röportaj için teşekkür ederim.
Artık keyifli röportajımıza geçelim :)

İrem Ezgimen: Albüm ” Mükemmel Boşluk” adını nasıl aldı?

Redd: Aslında”Mükemmel Boşluk” kendimize etrafımızdaki git gide daralan çemberin dışında negatif duygu ve düşüncelerden, olaylardan uzakta yarattığımız korunaklı bir alan gibi. Herkesin kendine has bir kaçış noktası vardır. Bu albüm de bizim bazı şeyleri duraklatma halimiz diyebiliriz. Tabii birşeyleri duraklatırken aynı zamanda başka şeyleri başlatmış oluyorsunuz aslında.

İrem Ezgimen: “Mükemmel Boşluk” albümünüzü dinlerken, albümde sizleri müzikal açıdan daha özgür ve sanki “işte yıllardır yüreğimizde sakladığımız bu!”  demiş gibi buldum. Sanki daha fazla özgür hale gelmişsiniz ve şahsi fikrim dünya standartlarında bir albüm olmuş. Müzikalitenin bu şekilde değişimine nasıl karar verdiniz?

Redd: Esasen bu kararı “Hayat Kaçık Bir Uykudur“da vermiştik. Birçok dinleyici de o albümde bu gidişi hissetmişti zaten. Fakat büyük adımlar atmak her zaman çok kolay olmuyor. Tam anlamıyla hazır olabilmek gerekiyor. Ama biz o zaman bu hazırlıksızlığın da farkındaydık. Bu yüzden “Hayat Kaçık Bir Uykudur” u bir geçiş albümü olarak tanımlamıştık. “Mükemmel Boşluk“u yaparken artık gerçekten ne istediğimizi çok iyi biliyorduk. Birbirimizi çok iyi dinledik bu süreçte. Sırası gelen ortada dikilmiş taşları yıkıp yeniden dikmek yerine üzerine yeni taşlar koymaya çalıştı ya da pas geçmesini bildi. Şimdiye kadar ki en iyi kollektif çalışmamız diyebiliriz. Dinlemek istediğimiz, dinlemeyi sevdiğimiz müziği yaptık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

İrem Ezgimen: 11 yıl 7 albüm… Her albüm içinde olduğu gibi bu albümdeki şarkı sözleri de gerçekten harika! Bu sefer yüreğinizle bir hesaplaşma içindesiniz. Sanki sahte yaşanan günümüzün aşkları, aslında herşeyin yalnızlıktan ve güvensizlikten olması ve sevgisizliği olduğu gibi anlatmışsınız… Bu albüm içerisinde yüreğin sesine kulak verilmiş. Peki bu kalbe dönüşe nasıl karar verildi?

Redd: Bu albümdeki sözlerin diğerlerinden farklı algılanmasının temel sebebi yaşanmış olmaları. Bizim tarafımızdan, dinleyen tarafından ya da diğer 3. şahıslar tarafından. Herkesin hayatının bir döneminde yaşadığı veya yaşayacağı şeyleri anlatıyor aslında “Mükemmel Boşluk“. Anlatım dili oldukça net ama aynı oranda şiirsel de. Duyulduğunda yormuyor kimseyi. İnsanlar bazen anlayamadıkları ya da içerisinde kayboldukları sözler duyduklarında uzaklaşmaya başlıyorlar. Bu albüm tam tersine dinleyeni daha da içerisine çekiyor.

İrem Ezgimen: En çok merak ettiğim konu ” Doğan Duru bu kadar etkili söz yazmayı nasıl başarıyor?” :) Gerçekten eski albümlerden günümüze doğru gelip baktığım zaman hepimizin hayatında “Iskalamadan” marş haline gelmiş şarkılarınız var. (Nefes, Prensesin Uykusu, Her Neyse ama benim için en özelleri “Plasik Çiçekler ve Böcek” ve tabii ki “Yaşandım Daha Çok” :) ) Gerçekten nasıl bu kadar güzel yazabiliyorsunuz?

Redd: Beslenmek, biriktirmek ve dönüştürebilmek sanat için çok önemli üç unsur. Bunların hepsi kişiden kişiye değişebilen şeyler. Her üretenin kendine has yolları vardır birşeyler ortaya koyabilmek için. Bu yöntemler bir formüle dönüştürülebilen şeyler değil elbette. İnsanın kendisini tanımasıyla ilgili biraz da.

İrem Ezgimen: “Mükemmel Boşluk” albümünüzü diğer albümlerden ayıran detayları dinleyecilerinize anlatabilir misin?

Redd: Belli başlı şeylerin önderlik ettiği bir albüm değil mesela “Mükemmel Boşluk“. Her unsur yeri geldiğinde gerektiği kadar kendisini gösteriyor. Hiçbiri bir diğerini ezmiyor. Egolar barındırmıyor içerisinde. Dolup taşan bir yapısı yok. Katman katman görebiliyorsunuz her şeyi. Birçok melodinin beraberce oluşturduğu bir armonisi var mesela. Solo halinde duyulan bir şey yok. Her şey en masif haliyle dinleyicinin karşısında.

İrem Ezgimen: Geldiğim konserinizde görmediğim radyo programcılarının “Aşk Virüs” şarkısı ve “Mükemmel Boşluk” albümü ile yeniden bir uyanışı oldu diyebilir miyiz?

Redd: Her ne kadar uzun zamandır şarkı yapıyor olsak da medyanın, dinleyicinin ya da herhangi birisinin  nasıl ne şekilde reaksiyon vereceği özellikle de Türkiye gibi bir ülkede çok net bir şekilde kestirebileceğimiz birşey değil. Bunun yanında kaldı ki biz hiçbir zaman üretirken bir takım hesaplar peşinde olmadık, olmayız da. Dolayısı ile de kim prensesin uykusunda kim hala akvaryumunda bizi çok ilgilendirmiyor. Bizim sorumluluğumuz kendimizi tekrar etmeden, dünya müziğinden uzak kalmadan, özgün olabilen ve de kendi içimize sindirebildiğimiz bir yapıt ortaya koyabilmek. Gece yastığa başımızı koyduğumuzda rahat uyuyabiliyorsak mesele yok.

İrem Ezgimen: 11 yıl çok uzun bir süre ve Redd’in bu yolculukta yaşadığı değişimi nasil değerlendiriyorsunuz?

Redd: Herkesin birçok fikri veya görüşü olabilir fakat burada en önemli şey şudur ki Redd hala üretebiliyor ve standartlarını günden güne öteye taşıyabiliyor. “Mükemmel Boşluk” bunun en büyük kanıtıdır. Gerisi ise teferruattır.

İrem Ezgimen: Bilirim ki; kızdığınız ve tepki gösterdiğiniz bir müzik sektörü var ( radyolar,youtube, tv) biraz bunlarla alakalı içinizi dökmek ister misiniz?

Redd: Biz bugüne kadar birçok şey söyledik bu konuda ve hem olumlu hem olumsuz birçok eleştiri aldık. Mesela birisi “Bu sektörün içinde olan kişiler olarak nasıl kendi sektörünüzü eleştiriyorsunuz” gibisinden bir eleştiride bulunmuştu hatta. Biz eleştirmeyelim de muhtarlar mı eleştirsin gibisinden de yanıtlamıştık. Fakat artık hali hazırda eleştirenlerin dışında sadece konseri iptal olduğunda ya da herhangi bir şekilde mağdur olduğu veya zarara uğradığında konuşanların da diğerlerinin haklarını savunması gerekiyor. Mesela biz şimdiye dek gezi ile alakalı birçok organizasyonda yer aldık. Aşağı yukarı o tarz organizasyonlarda gördüğümüz isimler belli. Fakat adeta geziye tırnak içerisinde “marş yazmış” çok daha büyük kitlelere hitap eden bazı yine tırnak içinde “kahramanları” hiç görmüyoruz nedense bu organizasyonlarda.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

İrem Ezgimen: Türkiye’de müziğin gidişatını yorumlamanızı ve bununla beraber sizce çözümü nasıl olur yorumlar mısınız?

Redd: Bu konuda en önemli noktalardan birisi özgün ve alternatif müzikleri gün yüzüne çıkartmaktır. Yelpaze ne kadar geniş, ne kadar renkli olursa bu sektör o kadar büyük olacaktır. Aksi halde şu anda üç beş grubun dışında diğerlerinin yaptığı gibi “bu tutuyor böyle devam edelimciler” belki de onuncu kez aynı albümü çıkartmaya devam edecekler, insanlar da onuncu kez o albümü dinlemeye devam edeceklerdir. Müziğin dinleyiciyi bir yerden başka bir yere götürmek gibi bir misyonu olduğunu unutmamak gerek.

İrem Ezgimen: Özünde çok yoğun bir albüm ve bununla beraber sizleri sosyal medya aracılığı ile takip ettiğim kadarıyla herşeyi takip eden, araştıran ve neredeyse hiçbir şeyi es geçmeden yoğun duygular paylaşıyorsunuz fakat bu durum sizi zorlamıyor mu? Sizler ruhlarınızı nasıl dinlendirebiliyorsunuz?

Redd: Bu ülkede insanlar için belki de en zor şey ruhunu dinlendirebilmek. Tam anlamıyla bunu yapabildiğimizi de düşünmüyoruz aslında. Kısacık zaman dilimlerinde birçok şey olup bitiyor etrafımızda. O kısacık zaman dilimleri bazıları için hayatlarının tamamı oluveriyor hatta. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz ve bunun götürüleri özellikle bir sanatçı için oldukça fazla. Biz de herkes kadar kendi Mükemmel Boşluğumuzu yaşamaya çalışıyoruz.

İrem Ezgimen: Konser tarihlerinizi rica edebilir miyim?

Redd: 21 Temmuz‘da Zorlu PSM Sahnesinde Skunk Anansie konserinin açılışını yapacağız. Önemli bir konser bizim için. Onun dışında ekim ayına kadar belli bir tarihimiz yok şu anda. Yeni sezona yeni bir kliple başlayacağız.

İREM’LE HER Bİ’Şİİ DE “METİN TÜRKCAN”

“Buluşuruz belki bir gün o en güzel denizlerle hep aynı yanlışı yapmayı bırakabilirsek, bırakabilsek.”

Metin Türkcan – Vakti Geldi 

Öncelikle belirtmek isterim ki; ben de bir çoğumuz gibi “Pentagram” ve “Şebnem Ferah” gibi önemli isimlerin albümleri ve konserleriyle büyüdüm. Konserlerde ben de az bağırmadım ” Şebooooo, Metinnnnnnnn” diye ama en önemlisi gözyaşlarım, mutluluklarım onların şarkılarında yatıyor ve inanın, insan yaş aldıkça her saniyenin önemini daha çok anlıyor. Bu sebepten ötürü bu röportaj, benim için de çok değerli bir röportaj..

Ve Metin Türkcan…

Türkiye’nin eski ve köklü grubu “Pentagram“dan  ya da Şebnem Ferah‘la aynı sahneyi paylaşmasıyla beraber tanıdığımız daima gülümseyen adam… :) Çaldığı solo partilerde, içimizden geçen haykırışları notalara dönüştüren; her notasını hep bir ağızdan mırıldandığımız şarkıların yorumcularından olmuştur.

Kendisinin hatırladığını hiç sanmıyorum ama minik bir anımı paylaşıp kendisi ile gerçekleştirdiğim röportaja geçmek istiyorum.

Şebnem Ferah 2012 Harbiye Açıkhava sahnesi konserinde orta sıradaydım konsere tek başıma gelmiştim. Her yer deli gibi doluydu. Konserin sonlarına doğru diğer seyircilerle beraber sahne önüne doğru indik. Şebnem Ferah ve ekibi izlerken içimden “Ne kadar şanslı bir kadın..” diye düşündüm ve bir andan gözümden yaşlar süzülmeye başladı. Tutamadım kendimi… (Bilen bilir biraz sulu gözlüyüm.) Gözlerimi silerken Metin Türkcan‘ın bana baktığını fark ettim. Gözlerini gösterip “Neden ağlıyorsun?” işareti yaptı ama durumu nasıl açıklayabilirsin ki? O kadar büyük bir kalabalıkta kimsenin bunu fark edebileceğini düşünmemiştim. Anında kendimi toparladım ve gülümsemeye başladım. Kendisi de gülümsedi ve bir kişinin bile gözünden süzülen gözyaşının öyle bir kalabalıkta yarattığı etkiyi fark edince anladım ki “Gözyaşlarımızın Tadı Aynı…”

Not: Röportaj teklifimi kabul ettiğin ve nezaketin için çok teşekkür ederim. :)

İstanbul Üniversitesi Dericilik bölümünde okurken; bir anda nasıl “Müzisyen” olmaya karar verdin?

Metin Türkcan: Lise 1. sınıfta arkadaşım “Kemal Kut” ile “Metafor” adlı grubu kurduk ve aynı lisede, son sınıfta yıl sonu konferans salonunda çaldık. Biz çalarken müdür muavinimiz rahmetli Muhsin hoca gelip şalteri kapatmak suretiyle konserimize son verdi. Yani bu küçük anı ile bağlıyorum ki; bahsettiğin karar çok daha önce verilmişti. :)

Bir röportajında “müzik; şansla direk bağlantılıdır” demişsin. Senin hayatında da böyle mi oldu?

Metin Türkcan: Hayır, böyle demedim. “Bir müzisyen veya her ne iş ile meşgulseniz öncelikle çok çalışmanız ve yaptığınız her ne ise dünyanın diğer ülkelerindeki muadillerinden eksik bir yanınız olmamalı. İlk önce, konumuz müzik olduğu için sizin yaptığınız müzik-şarkı her ne ise; bunun insanlar tarafından beğenilmesi veya insanlara ulaşıp, ulaşamaması kısmı biraz şansa bağlı..” demeye çalıştım. Fakat günümüzde böyle bir olgu veya sorunsal da kalmadı. Yükle facebook’a oldu bitti.. :) Yok ya şaka öyle olmaz, çıkıp çalmak lazım! En önemlisi çalabilmek, söyleyebilmek…

Metin Türkcan nasıl “Metin Türkcan” oldu?

Metin Türkcan: Bu soruyu pek anlamadım.. N’olmuş bana? :) (Kendisi biraz fazla mütevazi :) )

MET-BASIN 03

Pentagram ve Şebnem Ferah’la çalışmaya nasıl başladın?

Metin Türkcan: Pentagaram‘a “Trail Blazer” albümü kayıtlarının son kısmında dahil oldum. Demir Demirkan; Amerika’ya gitmeye karar vermişti. Benim de “Metafor”dan sonraki grubum “Disgrace” dağılmıştı. Tarkan Gözübüyük ve Hakan Utangaç  “Çalar mısın?” dediler, ben de “Şeref duyarım..” dedim.

Şebnem Ferah‘la da; ilk albümünü kaydetmişti, hatta bir parçada Hakan da ben de konuk olarak çaldık, neyse Özlem Tekin‘le çalışmalarımız bitmişti. Kemancı Bar’ da Murat-Berk-Aykan “Cherokee” adlı grup ile çalıyorduk. Şebnem, albüm sonrası konserler için bir grup oluşturuyordu. Gitarı benim çalmamı istedi, ben de “Tabi ki Şebo’cum” dedim. :) Halen hiç değişiklik göstermemiş olan ekibine katıldım…Halen iki grupla da çalmaktayım.. işte böyle galiba, çok uzun zaman oldu yanlış hatırladığım kısımlar varsa “I’m sorry” :)

Bir yandan Türkiye’nin en köklü ve önemli rock grubu, diğer yandan Türkiye’nin rock kraliçesi ile aynı sahne bulunmak nasıl bir his?

Metin Türkcan: Harika bir his, çok da keyifli ve de gurur verici bir durum…

MT-2016 ALBUM KAPAK

Gelelim “Vakti Geldi” albümüne… Bu albümün yapım planı, albüm kartonetinde yazılana göre 2000 yılında oluşmuş peki bu kararı nasıl verdin?

Metin Türkcan: Ben bir karar vermedim. İlk  3 parçalık demoları 2000’de Ümit Kuzer ve Martin Spenecer ile Virüs Müzik’te kaydettik sonra galiba Sony den EP olarak çıkacaktı ve ben tek başıma olacaktım klip vs. tüm projede…Bu konsept içinde kendimi çok rahat ve mutlu hissetmeyeceğimi düşündüğüm için vazgeçtim. Yanılmıyorsam 2007-2008 senelerinde büyük konserlerin yapılamadığı bir dönemdi; ben de “Benimle çalar mısın?” diye bir yarışma yapıp bir basçı ve birde davulcu bulup; “Metoboy” grubunu kurdum. Metoboy grubuyla çok eğlenceli konserler verdik. Derken; sevgili dostum Gürkan Bozacı’nın katılımı ile grup bir anda biraz daha ciddileşti ve yeniden demolar yapmaya başladık. Demo, demo derken davulcum Ozan Demir’in “Hadi abi! Hadi abi!..” demeleri üstüne 10 parçalık Türkçe demomuza kavuştuk. 2011-2012 senelerinde, bu demoları bir kaç şirket eş-dosta dinletirken Tarkan’ın (Gözübüyük) kulağına gitmiş, kızdı bana “Niye bana dinletmiyorsun?” diye, ben de “Çok yoğunsun dostum..” vs derken prodüktör oldu. Umut Kuzey‘le buluştular ve 2-3 senelik bir çalışma sonunda raflarda yerini buldu.. :)

Albümün her şarkısında seninle beraber, Türkiye’nin en değerli müzisyenlerinin imzası var. Ogün Sanlısoy, Harun Tekin, Şebnem Ferah, Aylin Aslım, Murat İlkan, Umut Kuzey, Pamela Spence, Ray Rizzo bu kadar ismi bir albümde toplamak zor olmadı mı? Nasıl bir araya geldiniz?

Metin Türkcan: Hepsi bir anda bir araya gelmedi. Dediğim gibi; 2-3 seneye yayılan bir süreçte rahat rahat, sakin sakin oldu kayıtlar.. Hatta vokal kayıtlarının bazılarına konserler sebebiyle gidemedim bile.. :)

Albümün ilk çıkış çalışması Şebnem Ferah “ Dilek Taşı” ile oldu. O kadar kişi arasında zor olmadı mı çıkış şarkısına karar vermek ve nasıl bir strateji izlediniz albümde?

Metin Türkcan: Onu yapımcımız Umut Kuzey ve Özlem Hanım’a sorman gerekiyor.. :)

Klipte kimlerle çalıştınız? Hikayeyi nasıl oluşturdunuz?

Metin Türkcan: Emir Sarısaç ile çalıştık, daha doğrusu o çok büyük bir nezaket göstererek bizimle o hengamede çalışmayı kabul etti. Harika da bir iş çıkardı. Ben klip ile ilgili hiçbir şeye de karışmadım. Kartonetteki ve basında yer alan fotoğrafları da Gökhan Palas çekti, kartonet tasarım ve sanat yönetmenimiz de sevgili Hale Utangaç (Evet, Hakan Utangaç’ın kız kardeşidir kendisi) :)

Albümün dört şarkısı hariç tüm sözler sana ait. Şarkı sözleri konusunda hiç destek aldın mı?

Metin Türkcan: Söz yazmak, melodi bulmak, şarkı yapmak …Böyle bakamıyorum duruma, “müzisyen veya sanatçı” diye tabir edilen kişileri uydu alıcısı gibi düşünün, evrende gezinen melodi-söz vesairelerden antenlerine takılanları çevrelerindeki diğer insanlara aktarmakla yükümlüler, ya da yükümlü demeyelim de; aktarmaya çalışan insanlar da diyebiliriz. Yani gözüktüğü kadar havalı bir durum değil. Gece uyurken kalk, aklına takılan melodiyi kaydet, sonra altyapısını yapacağım derken, sabah olsun. Tüm bu yüzlerce, binlerce eskizden 5-10 tanesini hasbelkader iyi ortamlarda kaydet, kaydedeceğim diye kendini yırt, sonra biri çıkıp “Bu ne ya?” desin, zor işler. Ben hiçbir zaman “Kim ne diyor? Dinleyen mutlu oluyor mu?” diye düşünmedim, gitar çalarken çok mutlu oluyorum ve sağlığım müsaade ettiği sürece de çalmaya devam etmek niyetindeyim…

Sözlerde biri dağ başında, biri yolda vs… Alakasız yerlerde ve neredeyse final haline yakın çıktılar. Son olarak; sevgili dostlarımın da sihirli parmak ve yüreklerinin dokunması neticesinde sizlere sunabileceğimiz final hallerine geldiler.

Senin aracılığın ile her birine tek tek buradan bir kez daha teşekkür eder ve de şükranlarımı sunarım…

Buarada albümün prodüktörlüğünü “ Tarkan Gözübüyük ve Cihan Barış” yapmışlar. Bu solo albüm projesi ilk çıktığında Pentagram ekibi ve Şebnem Ferah ekibinin ilk tepkileri ne oldu?

Metin Türkcan: Hepsi en az 20 senelik arkadaşlarım, hepsi çok mutlu oldular ve hepsi ellerinden geldiğince destek oldu…

MET-BASIN 05.jpg

İkinci klip ve şarkı belirlendi mi?

Metin Türkcan: Gibi..:) ama söylemem yasak :)

Bu albümle alakalı konserler olacak mı?

Metin Türkcan: İlk olarak Zeytinli Rock Festivali’nde de sahne alacağız ve bu sahnede Zeytinli Rock Festivali facebook hesabında yer alacak olan karaoke parçaların üzerine vokal yapıp gönderen iki arkadaşımız (bir kız-bir erkek tahminen) sahne alacaklar..

Eylül ayı gibi, bunun bir büyüğünü yapmayı planlıyoruz ama bu ülke ve coğrafyada plan yapmak gerçekten de çok da mantıklı ve akılcı bir durum gibi gelmiyor bana, o yüzden mümkün olduğunca uzun vadeli planlar yapmamaya gayret ediyorum kendi adıma :)

Yakında sahnede olacağın belirlenmiş organizasyonlar var mı?

Metin Türkcan:  En yakın;

Kuşadası Gençlik Festivali: https://www.facebook.com/kusadasigenclikfestivali/?fref=ts

Murat İlkan-Metin Türkcan Akustik Proje: https://www.facebook.com/Murat-Ilkan-Metin-T%C3%BCrkcan-Akustik-Proje-553694681446346/?fref=ts

Şebnem Ferah – Bodrum

Zeytinli Rock Festivali:  Zeytinli Rock Festivali 2016

Murat İlkan ve Metin Türkcan Akustik projesine Nasıl karar verip bir araya geldiniz?

Metin Türkcan: Murat’la çok eskiden de bu şekilde akustik çalıyorduk, daha sonra live bar grubu, ardında “Pentagram” derken bu akustik olayı rafa kalkmış oldu. Murat’a yıllar sonra ilk kez Rock Off da “Ronnie James Dio” sahnesinde akustik çalmamız ile ilişkili bir teklif gelmiş. Murat’ta bana iletti bu teklifi, yıllar sonra bir akustik çalmış olduk. Biz de, seyirci de çok keyif aldık, “Neden bunu bir proje yapmıyoruz?” dedi Murat ve biz de yaptık, onun bir sonraki albümünü akustik formatta yapmak gibi bir niyetimiz de var.

Bu projenin konserleri devam edecek mi? Sabit bir sahne planınız var mı?

Metin Türkcan: 

Tüm diğer müzisyen dostlarımız gibi “Konserler devam edecek.” diye umut ediyoruz. Belli bir konser programımız yok. Olduğunda Facebook “Murat İlkan & Metin Türkcan Akustik Proje” sayfasından ve kişisel hesaplarımızdan paylaşıyoruz. Zaten çaldığımız yerler daha ufak yerler oluyor. Şu ana kadar da İstanbul hariç, konserlerimiz hep dolu geçti.
Tüm gelip bizleri yalnız bırakmayan dostlarımıza da teşekkürler.

 

Bu arada “Metoboy” isimli grubunla çalışmaların vardı. Yeniden devam edecek misin?

Metin Türkcan: İşte bu “Metoboy” projesi, “Metin Türkcan” oldu. Yani ikisi de aynı proje. Grup aynı, baştan beri Ozan Demir ve ben.

Bu sene Pentagram ve Şebnem Ferah’la alaka yeni bir albüm müjdesi var mı?

Metin Türkcan: Hmmm (Bu konu ile alakalı bilgi çalamadım :) )

Youtube üzerinde “Metin Türkcan ile Gitar Dersleri” videoları var. Bunların devamı olacak mı?

Metin Türkcan: Onlar gitar dersi değil, Yamaha gitar tanıtımı. İki gitar çalışmanın önemini göstermeye çalıştım o minik videolarda, ders değil yani :)

Öğretmenlik yapıyordun bir dönem hala devam ediyor mu? Seninle çalışmak isteyenler sana nasıl ulaşabilirler?

Metin Türkcan: Beşiktaş’da Home Office’de derslere ve kayıtlara devam ediyorum. Facebook “Metin Türkcan ile Gitar Dersi” sayfasından ulaşabilirler, ofis telefonu vs. orada yazıyor.

Sosyal medya ile aran nasıl? Hesaplarını kendin mi yönetiyorsun?

Metin Türkcan: Çok kötüydü. Ama “Ve Kazanan” adlı televizyon yarışmasındaki şefimiz Mustafa Haybat sayesinde yeni telefon almayı başardım diyebilirim. Şöyle ki;  orkestrada Whatsapp kullanmayan bir tek ben vardım ve bütün nota ve parça alışverişi de Whatsapp üzerinden oluyordu. Beni bir ay kadar idare ettiler sağ olsunlar ve akıllı telefona geçip ilk selfiemi de programı çektiğimiz stüdyodan yaptım. Daha sonra ben de herkes gibi bir telefon canavarına dönüştüm, arada Wall-e seyredip kendimi frenlemeye gayret ediyorum.

Sosyal medya hesaplarını rica edebilir miyiz?

Metin Türkcan: 

Facebook: Metin Turkcan

Instagram: metinturkcan

Twitter: metinturkcan

(PS: Twitter’ı pek verimli kullanamıyorum.)

Sana çok teşekkür ederim kırmayıp röportaj teklifimi kabul ettiğin için. Senin söylemek istediklerin varsa onları alabilir miyiz?

Metin Türkcan: Ben teşekkür ederim İrem’cim. :)

 

MET-BASIN 01.jpg

Radyo Mega‘da her gün bıkmadan, usanmadan beni dinleyen ve daima yayına katılımda bulunan, desteklerini esirgemeyen Bir Deli Derici’li ve Tuğçe Aykın’la beraber bizde Metin Türkcan’a bir sürpriz hazırladık. Kendisini daima takip eden 10 dinleyicimizin mesajları aşağıda bulunmaktadır.

Özellikle Tuğçe Aykın’a bu harika 12 kişilik ekibi oluşturması ile alakalı emeklerinden ötürü teşekkür ederim. :)

Buyrunuz…

————-

Metin Türkcan’ı seviyoruz. Şebnem ile konseri çoşturuyorsunuz. Gitar çalışı muhteşem, albüm muhteşem ve ötesi.

Tuğcan 

————-

Metoboyy.. :)   Seni Şebo ile tanıdım tabii ki :)  Konserde en önden izlerken o kadar hayran kalmıştım. Hatta konser sonunda penanı alacaktım ki; başkasına kaptırdım. :)  ama olsun yakından görmek de güzel seni :) ha  bir de albüm çıkardın ama Şebo’nun da dediği gibi hiç havalanmadın hala aynı mütevaziliktesin. :) tabii ki de mükemmel bir proje olmuş :) Ama benim favorim “Dilek Taşı” :) Seni hep izleyelim, hep bizimle kal, müzikle kal :)

Beyza Nur Açıkel

————-

Metin Türkcan’a kim hayranı  olmaz ki.:) Öyle muhteşem bir insan ki; vallahi kıskanıyorum adamı… Bir de konserde bize unutulmaz gece  yaşatıyorlar.:) Vallahi albümü de muhteşem☺ acaba sonraki klip hangi şarkıya gelecek ? İnşallah en kısa zamanda albümle buluşuruz :)

Emrah Ateş

————-

Şebnem Ferah sayesinde Metin Türkcan’ı tanıma fırsatım oldu. Bana gitar çalmayı sevdiren O’dur. Aşkla çalıyor çok etkileyici ♡

Büşra Bağbudar

————-

Metin seni çok seviyoruzzz. İyi ki varsın :)

Funda Taşdemir

————-

Metin Türkcan; denince aklıma gelen hemen onun müthiş gitarı çalması :) Öyle güzel, öyle içten çalıyor ki; beni ve konserdeki bütün herkesi mest ediyor. :) Ve sonunda solo albümü çıktı. Tabii ki favorim Dilek taşı :) Albümünüz çok güzel olmuş, emeğinize sağlık. :) Bu arada en son İstanbul konserinde ben de vardım, süperdiniz ekipçe… Bu arada duyduk konserlerde kulis istiyorsunuz :)

Erkan Akbulak

————-

Metin ağabeyi 10 yasında bir festival dolayısıyla Şebnem Ferah’la Kayseri’ye geldiğinde tanıdım. Hayatımda gördüğüm en iyi gitarist o oldu. Bir insan gitarıyla bu kadar iyi bir bağ kurabilir. Metin ağabeyin attığı soloları özenle dinlerim. Benim gitara yönelmemi sağladı. Ben de, bir gün onun kadar iyi olamasam da, o kadar güzel gitar çalmayı çok isterim. Metin ağabey ve soloları benim ilham kaynağım oldu. Ona çok teşekkür ederim. Sen gitarı elinden hiç bırakma olur mu? Biz senin sololarına aşık olarak hayran hayran izleyelim seni.. Albümüne de bayıldım  sen bizim için her zaman bir numarasın. Sen bizim “Dünya Gitar Kralı”mızsın. Seni çok seviyorum, hayatında her zaman gitarın “Metoboy” elinde olsun inşallah.

Ayten Simge Akdemir

————-

Metin Türkcan; canım Şebo’mun sevgili gitaristi… En son iptal olan, İzmir konseri alanında sonunda fotoğraf çekilebildiğim mükemmel insan… Çıkardığın albümü gerçekten seve seve dinliyorum. Favori parçam “Dilek Taşı” Onun haricinde “Mars” şarkısı resmen bağımlılık yapıyor. :) Sürekli söylüyorum o şarkıyı. Gitar çalışına hayran olduğum kişi. Umarım en kısa zamanda İzmire tekrar gelirsiniz. Şebo’ya selamlar :)

İlayda Yıldırım

————-

Merhaba Metin Bey :)

Öncelikle çok çok başarılı bir gitarist olduğunuzu belirtmek ve sizi çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Sizi hiç görmedim, konsere hiç gelemedim şu zamana kadar ama yine de sizin sıcakkanlı olduğunuzu biliyor, hissediyorum :) Yeni albümünüze değinmek istiyorum. Gerçekten çok başarılı bir albüm olmuş. Ben zaten sizin gitar solo partilerinizi dinlerken çok etkileniyorum çünkü; elektro gitarlara karşı çok hevesim var ve sesi bana çok etkileyici geliyor. Tabii siz çalınca bayağı harika bir solo çıkıyor ortaya :)  yeni albüm için de çok tebrik ederim. Kendinize çok iyi bakın. Sevgilerimle :)

Sena Çakır

————-

Sadece onun yüzünden bir jenerasyon fıldır fıldır smiley sticker’ı aradı:) Bir de neden hep o kolsuz “Flamenco” yazan(galiba) tişörtü giydi? uzuuuuuuun bir süre onu da çok merak ediyorum. :)

Özdemir Albayram

————-

Metin Türkcan; benim tanıdığım en iyi gitarist. Tanıdığımıza göre Metin ağabey çok konuşmaz ama gitarıyla tanımadığı insanları bile herkesi kendini tanıtır ve çoşturur. :) Ve sonunda öyle bir albüm yaptı ki; Türkiye’nin önde gelen rock müzik sanatçılarıyla düet yaptı. Benim favorim tabii ki Şebnem Ferah’la olan çalışmanız “Dilek Taşı ” :) Sizin hiç konserinize gidemedim ama inşallah bir gün gelirim. Hep Şebnem Ferah ve ekibi olarak kalın. Hiç ayrılmayın. :) İnşallah en kısa zamanda Şebnem Ferah albümü gelir ;)

Tuğçe Aykın

————-

Kendisini çok seviyoruz :)

Esra Berberyan

————-

 

Röportaj: İrem Ezgimen

İrem’le Her Bi’şii de “Melisa UZUNARSLAN”

Herkese selam…

Duruyorum, duruyorum sonra bir anda geliyorum. Bu sefer de öyle oldu ama güzel ve kaliteli işlerle geldim.

Şimdi gelelim uzun zaman ardından gelen ilk röportajın sahibi “Melisa Uzunarslan” a… Melisa; benim için kundaktaki halim, gece kendi evimden kaçıp çocuk aklımla sanki uzağa gider gibi kapısını ilk çaldığım, yaşlar ilerledikçe ilk aşık olduğumda omuzunda ağladığım, müzik yolcuğulum, ilk kardeşlik duygusunu hissettiğim insandır… Dedeler, babaannemin ve anneannesinin dostlukları ile başlayan,  annesinin ve babamın yıllardır dostluğu ile beraber, biz üçüncü nesile de taşındı. Hayat ne kadar güzeldir ki; yaptığımız işlerin de birbirine uyumlu olması, onun için bu satırları yazmama,  radyo programımda aynı kundakta uyuduğum arkadaşımı anons etmeme şahit olmanıza vesile oluyor.

Biraz fazla duygusal biriyim yazdıkça yazasım geliyor o yüzden ben artık röportaja geçiyorum. Seni çok seviyorum Mel’im :)

unnamed

1.     Biz seninle birbirimizi bebekliğimizden beri tanıyoruz ama okuyucularımıza kendini biraz tanıtır mısın?

Melisa Uzunarslan: Öncelikle  şunun bilinmesini isterim ki; biz seninle tanışmadan dedelerimiz, babaanne, anneannelerimiz tanışıyor aslında… :) 9 yaşında, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Keman bölümünü kazandım. Kompozisyon bölümünü de okumaya karar verip iki bölüm bitirdim. Okulun bitiminin ardından keman üstüne yüksek lisans da yaptım. 21 yıldır müziğin içerisindeyim…

unnamed (2)

2.     Yıllardır müziğin içerisindesin, bu zamana kadar kimlerle çalıştın?

Melisa Uzunarslan: Sanırım çok fazla isimle çalıştım ve çaldım. Kimseyi es geçmek istemem, kısaca özet geçmem gerekirse; Prof. Çiğdem İYİCİL (keman) ve Prof. Hasan UÇARSU (Kompozisyon) sınıflarından mezunum. Klasik müzik alanında öğrenciğilim boyunca birçok Türk, yabancı ustanın master classlarına katıldım. Sadece klasik müzik yapmadığım için popüler isimlerle de sahne aldım, onlarla çalışırken aynı zamanda çok tecrübe edindim. Maxim VENGEROVGeorge BENSON, Fazıl SAY, Sertab ERENER gibi çok farklı tarzlarda önemli sanatçılara eşlik ettim.

3.     Sezen Aksu ile çalıştın. Bu herkesin kolayca yaşayabileceği bir deneyim değil. Senin hayatında nasıl gerçekleşti?

Melisa Uzunarslan: Biraz şans eseri, biraz da Kanlıca sayesinde oldu sanırım. Sezen hanım Kanlıca’da uzun yıllar komşumuz oldu. Sezen AKSU’nun yıllardır kemancısı olan Ayda TUNÇ ( Onno TUNÇ’un kızı) ile aynı keman hocasında okuduk. Okuldan çok sevdiğim bir ablamdır kendisi… Sezen hanımla çalışmalarına bir süre ara verdi. Bende o sırada aranjörü Kıvanç- K ile çalışıyordum, bir gün telefonum çaldı. “Merhaba Melisa, ben Sezen Aksu”  dedi telefondaki ses ve biri dalga geçiyor sandım önce :) Birlikte çalışmamızı teklif etti ve seve seve kabul ettim. 2 yıl kadar solo kemancılığını yaptım. “Öptüm Remix” albümünde “Sayım” şarkısına düzenleme yaptım. Kendisi ile çalışmış olmak benim için çok değerlidir.

4.     Gelelim “Duy Beni” single çalışmana… Bu şarkıda kimlerle çalıştın? Şarkının oluşum sürecini bizlere anlatır mısın?

Melisa Uzunarslan: Besteci olduğum için şarkı yazmak zor değil, çocukluğumdan beri çok şarkı da yazdım ama şarkıcı olmak fikrinden hep uzaktım. Derken; bir gün Sezen AKSU sesimin çok güzel olduğunu mutlaka söylemem gerektiğini söyledi ve o zaman bir projemiz vardı  ve o projede mutlaka 3-5 şarkı söylemem için zorladı diyebilirim. Korkarak sahneye çıktım ve tam karşımda oturuyordu ama çok güzel geçti. :) Bir süre sonra TEOMAN ile çalışmaya başladım, o da başta vokal yapıp yapmayacağımı sorduğunda “hayır o benim işim değil.” demiştim ama geçen zamanla onunla da söylemeye başladım. Profesyonel mikrofon deneyimini Teoman sahnesinde kazandım diyebiliriz. Single çıkarma işi ise bir gün tatildeyken; DMC‘nin patronu Samsun DEMİR’in aramasıyla oldu. İnternette keşfetmiş ve mutlaka çalışmamız gerektiğini söyledi. Yine 2 yıl kadar düşündüm bunu, en sonunda tamam dedim “DUY BENİ”yi yayınlamış olduk. Düzenleme Alper ERİNÇ’e ait, remix versiyonu ise Erdinç ERDOĞDU yaptı.

5.     Şarkının sözleri sana mı ait? Yazmış olduğun başka şarkıların da var mı?

Melisa Uzunarslan: Söz, müzik bana ait. Şu an birikmiş çok şarkı var ve doğru zamanı bekliyorum. Yakın zamanda yeniden bir single ve ya albüm ile devam edeceğim.

unnamed (5)

6.     Peki ya klip? Klipte kimlerle çalıştın?

Melisa Uzunarslan: Klibin yönetmeni Mehmet HAKYEMEZ, görüntü yönetmenimiz Ferhat ÖÇMEN oldu. 15 kişilik bir ekip ile 1 tam günde bitirdik. Karaköy JUNK’da çekildi klip. Boğaz sahneleri de Gümüşsuyu’nda çekildi. Stilistim Tuğçe ÖZAKDAĞ idi.

7.     Duy Beni” sadece digital platformda değil mi? Satın alabilecekleri linkleri paylaşabilir misin?

Melisa Uzunarslan: Şu an bütün dijital platformlarda mevcut. Itunes, Türk Telekom Müzik,Spotify, Apple music, Turkcell Müzik ..

https://itunes.apple.com/tr/album/duy-beni-single/id1088208178

https://www.turktelekommuzik.com/#/arama-due%20beni%20melisa%20uzunarslan

8.     Bir sonraki projen nedir?

Melisa Uzunarslan: Şu an aktif olarak bildiğin gruplarım ile sahne almaya devam ediyorum, aynı zamanda kendi solo konserlerimi veriyorum. Yaz boyunca kalan zamanlarda yeni şarkılara ve onları hazır hale getirmekle uğraşacağım.

9.     Uğur Baloğlu ile Naughty Boy ft Sam Smith Cover’ı “La la la” , Emre Aşkın “ Violin İstanbul”, Metin Türkcan & Murat İlkan Akustik Proje gibi önemli işlerde de yer aldın. Bunlar devam edecek mi?

Melisa Uzunarslan: Farklı müzisyenlerle çalışmayı çok seviyorum. Hep ufkum genişliyor, çok yardımcı oluyor. Yeni disiplinlerde bulunmak, denemek, en iyisini yapmaya çalışmak beni geliştiriyor. Uğur ve Emre ile yaptıklarım çok güzel ilkler oldu. Türkiye’nin ilk official yayınlanmış klibi, Kral Tv’de gösterilmiş dubstep elektro keman müziğini biz yaptık mesela…

Murat  İlkan ve Metin Türkcan’la çalışmak ise bambaşka bir zevk ve tecrübe… Çünkü; gerçek müzisyenlerle sahne almak ayrı bir keyif… Hep iyi olmaya çalışıyorsun. Bir de akustik projede bilinen bütün rock şarkılarının elektro gitar sololarını birebir elektro keman ile canlı olarak çalıyorum. İnanılmaz keyif alıyorum.

(İrem Ezgimen :  Önemli Not : Murat İlkan & Metin Türkcan Akustik Proje’ye özellikle davet etti. “Yıllardır dinlediğin Metallica’dan, Whitesnake şarkılarına hepsi var özellikle gelip dinlemen lazım” dedi. Bunu sizlere iletmem gerek diye düşünüyorum. Hep beraber mi gitsek ne yapsak? :) )

10.     Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’ndasın bir yandan da klasik müzik projelerin var mı?

Melisa Uzunarslan: 8 Yıldır Borusan’da çalıyorum. Dünyanın önde gelen solistleri ve şefleri ile yıl boyunca çok yoğun çalışıyoruz. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın devamlı üyesi olmak çok gurur verici. Klasik müzik, esas işim olduğu için zaten hep içindeyim. Önümüzdeki sezon önceden yaptığım ama ara verdiğim, klasik bestelerimden oluşan oda müziği konserleri vermeye devam edeceğim.

unnamed (3)

11.  Klasik bestelerini yurtdışında seslendirmeyi düşünüyor musun? Yurtdışı projelerin ne durumda?..

Melisa Uzunarslan: Yurtdışı fikri yüksek lisans tam bursu TEV ve Fransa’da okuma fikri ile başlayan daha sonra ailemdeki bazı sağlık sorunları nedeniyle önce ertelediğim sonra da vazgeçtiğim bir hikaye olarak duruyor. Okurken yurtdışında çok bulundum. Şimdi yurtdışında okuyan iyi yerlere gelmiş özellikle Türk sanatçı dostlarımın seslendirmesini bekliyor eserlerim .

12.  Hayallerinin zirve noktası nedir? Yani nereye varacaksın? (Malum bugünün hayali yarının gerçekleri )

Melisa Uzunarslan: Tek hayalim var; o da kalıcı olmak. Umarım insanlar kalplerine giden gerçek yolu bulabilirim…

13.  Türkiye’de bir sanatçı olarak müziğin gidişatını nasıl yorumluyorsun? Sence müziğin daha iyiye gitmesi için neler yapılması gerekir?

Melisa Uzunarslan: Bilmiyorum desem? Yani o kadar aklımın ermediği şeyler oluyor ki.. Gerçekten verecek bir cevabım yok. Sadece gerçek müzisyenler müzik yapmaya devam etsin. Bir gün herşey düzelecektir diye ümitleniyorum.

unnamed (1)

14.  Sosyal medya ile aran nasıl? Tüm hesaplarınla sen mi ilgileniyorsun?

Melisa Uzunarslan: Yaşım gereği bütün sosyal medya mecralarında hesabım var. Aktif olarak ben ve menajerimle ilgileniyoruz.

15.  Peki sosyal medya’nın sence müziğe etkisi nedir?

Melisa Uzunarslan: Sosyal medya; insanlara ulaşmak açısından çok değerli. Özellikle doğru kullanıldığında… Orada yalan yok , sevmeyince hemen çok korkunç yorumlar da yazabiliyorlar ya da çok sevebiliyorlar. Bu sebepten çok önemsiyorum.

16.  Sosyal medya hesapları bizlerle paylaşabilir misin?

Melisa Uzunarslan:

facebook.com/melisauzunarslan

instagram.com/melisauzunarslan

twitter.com/melisauzunarsln (a yok arada)

http://www.melisauzunarslan.com

unnamed (4)

17.  Yakın zamanda konserin var mı? Seni sevenler nerede izleyebilirler?

Melisa Uzunarslan: Yeni netleşiyor yaz konserleri… Şu an bildiğim  Kuşadası Fest ve Yavuzfest…  Temmuz ayında Murat İLKAN & Metin TÜRKCAN Akustik Proje konserimiz var. Ağustos ayında Teoman’la Zeytinli Rock Fest var. 17 Haziran’da da lansman konserim vardı ama kaçtı artık :) Şaka bir yana yaz ayında da kendi sahnemi yapmayı düşünüyorum. Tarihleri kesinleştikçe sosyal medya hesaplarımda paylaşacağım dinlemek isteyenleri beklerim. :)

13517399_1616584708655324_8741967590527647581_o

18.  Peki senin bizlere söylemek istediklerini alabilir miyiz?

Melisa Uzunarslan: Okuyan herekese teşekkür ediyorum, müziksiz kalmayın. Bu stresli yaşamlarımızda müzik, her zaman ruhun gıdasıdır unutmayın. Herkesi konserlere bekliyorum ve seni seviyorum İrem’cim.

Teşekkürler…

İrem’le Her Bi’şii’ de “GECE” Röportajı

gece_yenib
“Gece” nin müzikal yolculuğunu ve geride kalan iki albümün oluşumunu kısaca anlatır mısınız?

Gece, Can ile Eren’in lise yıllarında kurdukları bir grup. Bu kadroya 2000 yılında Gökçe ve 2005 yılında Erdem dahil oluyor. En başından beri kendi bestelerini yapan ve bu bestelerleri dinleyiciyle buluşturmayı hedefleyen bir grup. 2002 yılından itibaren Ankara’da barlarda çalmaya başlıyor ve bu 2008 yılında ilk albüm kaydına kadar devam ediyor. Barda çalınan dönemde bir gece Koray Candemir bara geliyor ve böylece grupla Koray arasında diyalog başlıyor. Bu Koray’ın 2008 yılında çıkan ilk albüm olan İçinde Saklı’ya prodüktör olmasıyla sonuçlanıyor. O albüme 4 tane video klip çekiliyo ve sonra 2010’da Gamsız singleı yayınlanıyor. Ondan bir sene sonra da grup kendi ismini taşıyan ikinci albümünü çıkarıyor. Bu albüme de dört tane klip çekiliyor. 2014’te çıkan 3. albüm İyi Nİyetli Bir Gün’e kadar da bir kaç proje içinde yer alıyor Gece. Bunlardan biri 2013 Fifa 20 Yaşaltı Dünya Kupası resmi şarkısı ve diğeri Nilüfer 13 albümünde Nilüfer’le beraber söylenen “Başıma Gelenler” şarkısı.

“İyi Niyetli Bir Gün” albümünde kimlerle çalıştınız?

İyi Niyetli Bir Gün albümünün prodüktörlüğünü Efe Bahadır’la beraber yaptık. Kayıt aşamasında bir önceki albümüzde olduğu gibi Volkan Gürkan ile çalıştık. Bunun yanısıra şarkılarda renk enstrümanlarda pek çok arkadaşımızın desteği oldu. Örneğin Güller şarkısında Fatih Ahıskalı bize uduyla eşlik etti ve piyano partisyonlarında Burak Erkul’un katkıları oldu. Albüm kayıtlarında zengin bir kadro var diyebiliriz.

Neden “İyi Niyetli Bir Gün” peki? :)

Aslında albümü yaparken ve bir süredir toplum olarak iyi niyetli günler geçirmiyoruz. Albümün ismi bu açıdan geleceğe dönük bir temenni niteliğinde.

“İyi Niyetli Bir Gün” albümünün çıkış çalışması “Derbeder” i ilk kez Koray Candemir’in sahnesinde canlı performansınızla dinleme şansı yakalamıştım o zaman henüz albüm çıkmamıştı. Şarkı o kadar keyifli ve eğlenceliydi ki ertesi gün aradığımda yeni albüm habercisi olduğunu öğrenip albümün çıkışını bekleyenler kervanına katıldım :) Dinleyicilerinizin reaksiyonu bu şarkıya  nasıl oldu?

Şarkı swing ritimlerini içeren ve hep beraber söylenebilen bir rock n roll şarkısı. Hal böyle olunca, şarkı konserlerde güzel ve yüksek enerjili bir reaksiyon alıyor. Dinleyicilerimiz konserlerde şarkıyı bizle beraber söylüyorlar.

“Derbeder” in klibi için kimler çalıştınız?

Derbeder klibi Ali Demirel yönetmenliğinde çekildi. Ali’nin fikri Derbeder bir arkadaş topluluğunun Gece performansında eğlenmesini anlatmaktı. Bu doğrultuda klibi oluşturduk.

Albüm çıktığında beni en çok etkileyen şarkınız “Yanımda Kal” olmuştu ve bu şarkıya da harika bir klip çektiniz. Bunun hikayesi ve klip için kimlerle çalıştınız bizelere bahseder misiniz?

Yanımda Kal’ı albümden beş ay önce single olarak çıkardık. Klibin yönetmeni ise yakın arkdaşımız da olan Gönenç Uyanık. Bu klipte birbirinden kopamama durumunu bir çiftin su altı performansıyla gösterdik. Su altı çekimi Gönenç ve bizim için ilk defa denediğimiz bir durum olduğundan oldukça heyecan vericiydi.
Ardından “Bomonti Sokakları” klibi geldi ve bu klipte dinleyicilerinize bir de sürpriz oldu ve klipte Cahit Berkay’ı izledik. Hem klip için kimlerle çalışıldı hem de Cahit Berkay’ la yollar nasıl kesişti?

Bomonti Sokakları 4 farklı dönemdeki performansımızdan oluşan bir klip. Şarkının hikayesine uygun olarak yönetmen Burak Çaldır’ın bir fikriyle oluştu. Buna göre 1940 öncesi dönem, 70’lerin disco dönemi, 80’lerin punk dönemi, ve günümüz dönemi performanslarından oluşuyor. Tüm dönemlerin kıyafetleri ayrı olarak seçildiği için hem hazırlık açısından hem klip çekimi oldukça eğlendiğimiz bir klip çekimi oldu diyebiliriz. Cahit Abi dönemler arasındaki geçişerin duygusunu tamamladı klipte. Bizim için çok değerli bir müzisyen.. Geçmişle ilgili müziğimzde özel bir referans noktası kendisi. Bizi kırmayıp klibimizde yer alması hepimizi çok mutlu etti.

Sıla ile yaptığı projelerle tanıdığımız “Efe Bahadır” ında bu albümde çokca ismini görüyoruz onunla nasıl bir çalışma fırsatı yakaladınız?

Efe’yle 2010 senesinde tanıştık ve tanıştığımızdan itibaren çok hızlı kaynaştık. İyi Niyetli Bir Gün’den önce de kendisiyle hem ikinci albümümüzde hem de 20 Yaş Altı Dünya Kupası şarkısında beraber çalışma fırsatımız oldu. Kendisiyle kimyamız çok iyi olduğundan bu albümün prodüktörlüğünde beraber çalışmaya karar verdik. Çok iyi bir müzisyen olmasının yanı sıra, Efe oldukça pozitif bir insan ve albüm kaydı gibi zorlu bir süreçte morali sürekli yukarda tutmayı başarabiliyor. Bu bir prodüktör için oldukça önemli bir meziyet.

Şarkı sözlerinin çoğunluğu Can Baydar imzası taşıyor. Aynı zamanda da bir çok isme şarkı verdiğini biliyorum peki Can Baydar bunları nasıl yazıyor ve nelerden ilham alarak yazıyor?

Çocukluğumdan beri içimden gelen bir şey şarkı yazmak. Bana bir dostuna derdini anlatmanın en kolay yolu gibi geliyor. Nasıl olduğunun formülünü ınanın ben de bilmiyorum. Şarkı yazarı olmak aslında bütün hayatınızı kaplayan bir durum. İlham işine pek fazla inanmıyorum.Müzik hayatın içinde ufacık anlarda saklı duruyor. Sadece konsantre olup havada uçuşan sesleri kelimeleri yakalamaya çalışıyorum. Şarkı yazmak doğal bir dürtü benim için…

Şunu belirtmek isterim ki; çok özel ve önemli isimlerle çalışılmış bu albümde ve gerçekten özel bir albüm olmuş. Peki “Gece” nin ilerleyen zaman için müzikal yolcuğunda ilerdeki hedefleriniz neler?

Öyle uzun dönemli, çok ileriye dönük hedefler koymuyoruz. Sadece yapabileceğimiz kadar şarkı yapıp bunu da sahnede dinleyicilerle buluşturmayı planlıyoruz.  Zaten müzik yapıyorsanız da işin tek özü bu. Şarkı yapmak ve konserlerde bu şarkıları dinleyicilerle buluşturmak.

2013’te Fifa u20 için “Yıldızlar Yükseliyor” şarkısını yaptınız bunun gibi başka projelerde de yer almak istiyor musunuz?
Gökçe ve Can futbola acayip meraklıdır. Futbol fedarasyonundan böyle bir teklif geldiğinde hepimizi heycanlandırdı.. En önemlisi de bu zaten.. Yine bizi heycanlandıran ve bizim pozitif katkı saglayabıleceğimize inandığımız projeler olursa içinde yer alabiliriz. ‘Yıldızlar Burdan Yükseliyor‘ şarkısı gerçekten başarılı bir işbirliği oldu.

Uzun zaman sonra bildiğimiz ve soundunuzla kaybolmadan ayakta durup tarzınızı sürdürmeyi başardınız. Bunun için nasıl bir çabanız var?

İçimizden gelen müziği piyasanın dayattığı plastik filitrelerden geçirmektense ,kalbimizin ve aklımızın bize söylediklerine odaklanıyoruz. Dinlemekten keyif aldığımız müziği yapıyoruz.Mütevazi olmaktan da sıkıldık aslında açıkçası son albümde yakaladığımız ses bütünlüğünü ülke standartının çok üzerinde. Çok çalışıyoruz ve çok sabırlıyız.. işin püf noktası bu.

Kimleri dinlersiniz?
Hepimiz 10 yaşından beri profösyönel birer müzik dinleyicisiyiz:) O yüzden bu sorunun cevabı her şey.Her şeyi dinliyoruz.. Zeki Müren‘den Nirvana‘ya Adele‘den Müslüm Gürses diyelim siz anlayın:)

“….gibi olsak” dediğiniz bir grup var mı?

Bunun gibi hayaller daha küçük yaşlarda oluyor.Zamanında tabiki vardır öykündüğümüz bir çok grup ,müzisyen. Ama müzisyen olmak ,sanatla ilgilenmek insanın hep özünü araması ile ilişkili.Biz de kendimizden yola çıkarak başkalarını anlamaya çalışıyoruz.Kendi hikayelerimizin öznelerini ortak kılmaya çalışıyoruz.

“ Ya…… ile beraber bir şarkımız olsa.” Dediğiniz bir kişi ya da grup var mı?

Çok çok fazla:) Kibariye, Paul McCartney ve biz hep beraber bir şarkı yapmayı çok isterdik..(şaka değil):) Nilüfer ile birlikte Başıma Gelenler şarkısını seslendırdik ve bu da hepimizin cocukluk hayaliydi. Hepmizin evinde hep dinlenirdi Nilüfer ve yıllar sonra onunla birlikte olmak gerçekten cok bütük keyif oldu.Şarkı çok sevildi hala konserlerde ortalığı yıkıyor..

Kendi gözünüzle müzik piyasasını eleştirmenizi istesem ne dersiniz?

Aynı nakarat hep aynı aynı..yarısı bayat hep aynı aynı…

Peki sosyal medya ile aranız nasıl?

gecemusic uzantılı bütün adreslerde biz vardız..Elimizden geldiğince içerik paylaşıyoruz.Bazen eğlenceli bazen çok saçma hissettiriyor.Ama yeni müzik piyasası böyle hepimizi maymun ediyor.

Digital platform üzerinden dinleyicilerinizle buluşmak için projeleriniz var mı?

Evet yeni yeni oturmaya başlayan digital müzik platformlarında biz de yerimizi alıyoruz.Müzik artık internette o yüzden müzisyenler bu duruma adapte olmak zorundalar.

Belirlenmiş konserlerinizin tarihlerini öğrenebilir miyiz?

Bize ait sosyal medya hesaplarından bu tarihleri bulabilir dinleyicilerimiz.Son albüm ‘İyi Niyetli Bir Gün’ ile birlikte cok sayıda anadolu konseri yaptık aynen devam ediyoruz. Her an her yerdeyiz.

Peki ya sosyal medyadan size ulaşmak isteyenler nasıl ulaşabilir?

gecemusic uzantılı bütün sosyal medya hesapları bizden sorulur:)

Sizlerin takipçilerinize ve Dikkat Müzik okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Onları ne kadar çok sevdiğimizi ve bizim için ne kadar değerli olduklarını zaten biliyorlar.Konserlerde bizi yanlız bırakmayan bütün Derbederlere sevgiler yollayalım.Dikkat Müzik ekibine ve tüm okurlarına sevgiler.Müziğin peşini asla bırakmayacağınızı biliyoruz._ERS1033

İrem’le Her Bi’şii’ de Can Bonomo Röportajı

CB10Herkese Merhaba;

Bu haftanın röportajını Can Bonomo ile yaptık. Sevgili Can’la yıllar önce Number1 Fm ve eski adıyla Radyo Klas‘ta (Number1 Türk) beraber yayınlar yapıp, keyifli programlara imza atmıştık. Yıllar sonrasında müzisyen kimliği ile karşımıza çıkan Can Bonomo; yepyeni “Bulunmam Gerek” isimli albümünü 13 Ocak akşamı Jolly Joker İstanbul sahnesinde harikulade bir albüm lansmanı ile sevenlerine tanıttı.Bonomo 20-12

Albüm lansmanında hem Can Bonomo’nun yeni albümle tanıştık, hem eski albümlerini dinledik, hem de Sertap Erener, Fatma Turgut ve Can Bonomo’dan bir Barış Manço coverı “Kara sevda” yorumunu dinleme şansımız oldu. Gerçekten hepimizin unutamayacağı bir gece yaşattı bizlerle… Hadi şimdi hep beraber yeni albümü “Bulunmam Gerek” ve gelecek planlarını konuştuğumu keyifli sohbetimizle devam edelim… Buyrunuz :)CB15

İlk albüm “Meczup” ardından “Aşktan ve Gariplikten” ve şimdi “Bulunmam Gerek” ile sevenlerinin karşısına çıktın. “Bulunmam Gerek” albümünün hikayesini anlatır mısın?

Zaman doğrusal bir çizgide ilerlerken hayatların yükselen ivmeler göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Üretiyorum çünkü kendime kendimi geliştirmem gerektiğini hatırlatmam gerekli. ‘’Bulunmam Gerek’’ benimle birlikte büyüyüp gelişmiş bir albüm.

Yaptığım işe “İstanbul Müziği” dememin sebebi, İstanbul’a olan hayranlığımdan kaynaklanıyor. Her an her sesi barındıran, kaosu ve düzeni kendi kontrolünde yürütebilen bir şehir olmasını yaptığım müzikle bağdaşlaştırabiliyorum. İlk albümümden itibaren yazdığım ve bestelediğim her iş bu türün bir incelemesi oldu. Bulunmam Gerek ile taşların yerine oturduğunu hissediyorum. Bonomo-1

Albümde kimlerle çalıştın?

Albümün söz ve müzikleri bana ait. Düzenlemeleri Can Saban yaptı ve herzamanki gibi The Fatlab’de kaydedildi. Mix ve Mastering Ali Rıza Şahenk’e ait. Ekibe eklenen iki yeni isimden biri Fatma Turgut diğer biri ise Orçun Sünear (Sattas) oldu. Fatma albümün vokal koçluğunu ve geri vokalleri yaptı. Orçun’la ise ‘’Kaçak’’ adlı şarkımı beraber söyledik.

Fatma Turgut ve Orçun’la çalışma fikri nasıl ortaya çıktı?

Fatma benim en yakın dostlarımdan biri. Albüm çalışmalarını yürütürken her zaman olduğu gibi yanyanaydık. Albümün vocal koçluğunu ve back vocal’lerini yapmayı kendi teklif etti. Yapbozun en önemli parçalarından birini tamamladığını düşünüyorum.CB20

Albümde 10 şarkının da sözü müziği sana ait bunu nasıl başarıyorsun? Şarkılarının hikayeleri senin ilham kaynağın nereden geliyor?

Yazmak benim işim. Sürekli olarak ilham gelmesini ya da bir şeylerden etkilenmeyi beklemem mümkün değil. Haftaiçi saat 9 gibi kalkıp yazmaya başlıyorum. Akşamüstü 6 ya doğru masadan tüm gün yazdıklarımın yaklaşık yüzde beşiyle kalkıyorum. Bunlar ya beste oluyor ya da şiir olarak bir köşeye ayırıyorum. Hayatın kendisinden beslenmek çok klişe duyuluyor fakat klişe olmasının sebebi genel geçer olmasından kaynaklanıyor sanıyorum. Dinlediğim şarkılar, izlediğim filmler ve izlemlediğim hayat bana yazma güdüsü veriyor. 

Değişik projelerle karşımıza geliyorsun örneğin internetten canlı yayınlar , akustik perforsmanlar bunlarla alakalı çalışmalarınız var mı?

Online konser serisi ‘’ev oturması’’ fikri 2011 yılında benim evimde kalabalık bir müzisyen ekibi çalarken ortaya çıktı. O an yapmakta olduğumuzu işi canlı olarak insanlarla paylaşmanın iyi bir fikir olacağını düşündük. İlk yayınımızı bin kişi izledi. En son yaptığımızda bu rakam 30 bini aştı. Şubat ayında tekrarlamayı düşünüyoruz.  www.canbonomo.com dan detayları öğrenebilirler.CB11

İnanılmaz sağdık ve seni takip eden bir dinleyici kitlen var bunu nasıl ayakta tutabiliyorsun?

Yolun en başından beri peşimizde olan ve bizimle büyüyen bir kalabalık var. Biz yaptığımız işi onlarla paylaşabilmek için yapıyoruz. Samimiyetimizin farkındalar. Samimiyet bu işi ayakta tutan şeylerin yapıtaşı. Eğer yaptığınız işte samimiyseniz sonucu ne olursa olsun onu sonsuza kadar yürütebilirsiniz.

Can Bonomo  peki “Şuan hayallerimin tamamına ulaştım.” Diyebilir mi?

O zaman yeni bir şeyler üretme motivasyonunu bir kenara bırakalım yaşamanın dahi bir anlamı kalmaz. Oldum dediğiniz yer durdum dediğiniz yerdir. Ben duracak yaşta olduğumu düşünmüyorum.

Televizyon dizilerinde daha önce yer aldın peki bundan sonra böyle bir düşüncen var mı? Yada internette bir “ Bonomo Team Tv” gibi bir internetten kanalı açma fikrin? :)

İçime gerçekten sinecek bir proje olursa neden olmasın. Öte yandan öyle bir projenin karşıma çıkma ihtimali konusunda optimist olamıyorum. Şuan istediğim yerdeyim. Çalıştığım ekip, sevdiklerim ve kurduğum dostluklar yerli yerinde. Albüm yeni bitti. Sırada ikinci şiir kitabım için yazmam gereken uzun bir dönem var. Sonrası meçhul.CB KLİP2

Bir radyo televizyon mezunu olarak kendi sinema filmini çekme düşüncen var mı?

Mezun olduktan sonra yazarlıktan ziyade senaryo doktorluğuna eğildim. Senaryo doktoru hali hazırda yazılmış olan bir senaryonun yapı, karakterizasyon, diyalog ve tema gibi elementlerini parlatan , hikayenin yapısından işe girerse olası çökme ve kırılmaları hesaplayarak engelleyen kişi. Yani sinema konusunda başkası adına daha iyi düşünebiliyorum. Kendi adıma düşünmeye henüz başlamadım. Yakın bir zamanda başlayacağımı da sanmıyorum.

Yeniden beraber radyo programı yapalım mı? :) Şaka bir yana yeniden radyo programcılığı yapmak ister miydin?

İsterdim! Radyoyu bıraktığımdan beri istiyorum. Geçen sene öyle bir atılım yapmaya kalktım sonra vakit bulamadım. Belki bu sene yaparım. Neden olmasın? :)CB3

Şiire düşkünlüğünü biliyorum. Şiir üzerine projelerın var mı?

Bu aralar “OT” dergisinde aylık şiirlerimi yayınyılıyorum. Senenin sonuna doğru da ikinci şiir kitabım çıkmış olur.

Can Bonomo sürprizleri olacak  mı yakında? Biraz ipucu alma şansımız var mı? :)

Valla bana da sürpriz oluyor öyle şeyler. Bakalım…

Sosyal medya adreslerini bilmeyenler için bizimle paylaşır mısın?

www.canbonomo.com da bütün adreslerimiz yazılı…

Peki senin dinleyicilerine söylemek istediklerin varsa onları alalım :)

Eyvallah :)CB8

Röportaj: Gülden Mutlu

guldenmutlu_1Gülden Mutlu’yu ilk önce Emre Aydın ile olan düeti “Soğuk Odalar”, arkasından da yine söz ve müziği kendisine ait olan “Unutamam Dedin” ile tanıdık. 9 şarkıdan oluşan ilk albümü “Sen Yokken Olanlar”, Mutlu’nun kendine has yorumu ve dokunaklı sözleriyle bir başucu albümü olarak müzikmarketlerdeki yerini aldı.

2 aydır listelerden inmeyen ve ilk duyduğumuz andan itibaren içimize işleyen “Yatsın Yanıma”nın dışında, “Geçemedim”, “Boşver Beni”, “Değiştim” ve “Yarım” şarkılarına bitmemek, arka arkaya dinlememek elde değil. Hikayesine şahit olduğu kişilerin yaşadıkları hisleri şarkılarıyla dile getiren Gülden Mutlu, dokunmadan sevmeye razı gelenlerin, olacaklara hazır kendini zamana teslim etmişlerin ve ikinci bir şansın varlığına inanları anlatıyor. Şarkılarındaki samimiyetin yaşanmışlıklarından geçtiğine inanıyor. Pasaj Müzik etiketiyle yayınlanan albümün düzenlemeleri Haluk Kurosman, Hüseyin Çebişçi, Efe Demiryoğuran, Cihangir Aslan ve Caney Güneysu’ya ait.

Son olarak Cemil Demirbakan’ın da yeni maxi single’ında iki şarkının söz ve müziğini yazan Gülden Mutlu’nun adını bundan sonra daha sık duyacağımıza hiç şüphemiz yok..Biz de ilk albümünü bahane edip kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

***

Müziği kendi hayatının merkezine almaya karar verdiğin ilk anı hatırlıyor musun?
 – Çok iyi hatırlıyorum, Ortaokul 2.sınıfa gidiyordum. Evde sürekli şarkılar söyleyen bir kız çocuğuydum ve başka hiçbir hayalim yoktu.. Ben ailenin hep şarkılar söyleyen küçük kız çocuğuydum. Annemin çok büyük bir plak koleksiyonu vardı, sürekli bana şarkılar seçer dinletirdi. Ancak bir yönlendirmeleri ya da zorlamaları da olmadı, büyüyünce ne olacaksın dediklerinde “Sanatçı olacağım” derdim, bu fikrim hiç değişmedi. Ders aralarında da hocalarım ve arkadaşlarım “Haydi Gülden bir şarkı söyle” derlerdi. Okul dönemim oldukça başarılı geçti esasında ama müzikten başka bir alanı hiç düşünmedim açıkçası. Üniversiteyi iyi bir dereceyle kazandım, büyüklerimizin tabiriyle bir altın bileziğin olsun, müziği yine yaparsın dendi ama ben reddettim. Çünkü o zamana kadar da yazdığım şarkılar var, bir yandan da piyano dersleri alıyorum falan. Tekirdağ’da büyüdüm, çocukluğumda korolara giderdim, musiki gruplarına katılırdım. Bunların herhalde artısı ve yönlendirmesi oldu diye düşünüyorum. Annem o zaman Türk Müziği oku, önce kendi müziğini öğren dedi ve Ege Üniversitesi Konservatuarı’na girdim. Üniversite sınavından itibaren gelecekle ilgili hep bir hayalim vardı.

Şarkı söylemenin dışında şarkı üretmek ve kendi şarkılarını yorumlamak da başlı başına bir mutluluk olmalı. Bunca zaman nerelerdeydin diye soran oldu mu?
– Ekstra olarak sahneye çıkıyorduk, konserler veriyorduk, piyano ve keman çalıyordum falan..Böyle aktiviteler sürüyordu ama kafamda hep bir albüm fikri vardı ve bir gün insanlara kendi yazdığım şarkılarla ulaşma fikrini kafamda koruyordum. 2012 yılında dinleyici ile buluştuğumda hafiften geç mi kaldım diye düşünmedim de değil, ama Türk müzik piyasasında bir yere gelebilmek yabancı piyasaya göre biraz daha geç olabiliyor, bunun da farkındaydım.

Doğru zamanda, doğru insanlarla buluşmak için bekledim. Şarkılar birikti, yorumum biraz daha olgunlaştı, bu arada evlendim, çocuk sahibi oldum ve artık hazırım dedim kendime. Herşeyi yaşamıştım bu döneme kadar, öğrencilik hayatım, evlilik hayatım, sonra evlat sahibi olma mutluluğu ..Eş olmayı ve anne olmayı dolu dolu yaşadım ve artık kariyerimi bölmek zorunda olmadığım anda hazır olduğumu hissettim. Şarkılarımı demo yaptım ve evime Londra’ya döndüm. İşin bu kısmını biraz biliyorsun aslında, Emre (Aydın) ile ortak bir arkadaşımız Emre’ye şarkılarımı dinletiyor ve onlar da “Soğuk Odalar”ı çok beğeniyorlar. Bir şekilde irtibata geçtiler benimle ve bir düet fikri oluştu. Benim için güzel bir başlangıçtı, bir süre sonra da “Unutamam Dedin” single’ını yayınladık.

Son dönemde bir “single” modasıdır gidiyor. Başkaları gibi biraz daha albümsüz yola devam etmeyi aklından geçirdin mi?
– Doğrusu başlı başına bir albümün insana sanatçı kimliği kazandırdığına inanıyorum. Elbette single da çok güzel bir başlangıç, ticari anlamda nabız yoklama adına güzel bir fikir ve bazen bir albüm yapıyorsun ve sadece 1-2 şarkısı dinlenip çalınıyor ve koca bir albüme verilen emek boşa gidebiliyor. Bu yüzden içime tam sinen şarkılarla olgunlaşmış bir albüm olsun istedim. Tabii bir albümü ortaya çıkarmak hiç kolay değil, sadece şarkı yazmakla bitmiyor. Düzenlemeler, fotoğraflar, PR çalışmaları, vs. hepsi bir emek..

– Toplumun gözünde de birisini sanatçı olarak görmenin yolu başlı başına bir albüm sahibi olmuş olmasıyla da alakalı biraz, değil mi?
– Kesinlikle öyle. Bir “profil” oluşturduğu kesin. Single yapmaya da devam edebilirdim ama nereye kadar? Böyle yapıp çok da başarılı olmuş isimler yok mu, elbette var, bu bir istek, bir tercih, bir strateji olabilir. Ama ben besteci de olduğum için üzerinde en titizlendiğim 9 bestemi biraraya getirip bir paket olarak dinleyiciye sunmak istedim. Elimde ilk önce duyurmak istediğim şarkılar vardı, en çok beklettiğim şarkıları önce bir derleyeyim dinleyiciye sunayım istedim, çünkü bu inanılmaz bir geri dönüş verecek ve nerede durduğum konusunda bir fikir verecek bana. O kadar uzun seneler bunu hayal ediyor ve çalışıp bir şey ortaya koyuyorsun ki, o ışıklı kapıya geldiğinde aslında ticari düşünmeyi de bırakıyorsun. 10 Aralık’ta albümden ilk şarkım yayınlandı, klip dönmeye başladı. Albüm daha insanların eline ulaşmadan ben yeni albümün kayıtlarına başladım.

guldenmutlu_3– Albümdeki bu 9 şarkı da yakın tarihli mi peki?
– “Değiştim” adlı şarkımı 2001’de yazmıştım. Biraz da bu yüzden hafif 90’lara kaçan bir koku, bir tat alabilirsiniz belki bu ilk albümden. Düzenlemeler elbette batı enstrümanlarıyla biraz modernize edildi ve dinleyiciye öyle sunuldu.

Sesindeki hafif nağmeli yorumun seni diğerlerinden ayıran bir farklılık olduğu görüşüne katılıyor musun?
– Zaten ait olmadığım bir yapıda gözükmek ve onu taşıyormuş gibi yapmak bence doğru değil, ben Türk Müziği okudum ve bu topraklardanım, bu yüzden şarkılarımda o duyguyu da vermeyi istemem kadar doğal bir şey olamaz, bu duyguyu dinleyiciye aktarabiliyorsam ben bundan ancak mutluluk duyarım.
“Soğuk Odalar”dan sonra benden yine benzer bir yorumda şarkı beklendiğini biliyordum ama benim devamında yapacağım en başından beri belliydi. “Unutamam Dedin” o yüzden biraz şaşırttı dinleyiciyi ama güzel tepkiler aldım. Ve ilk albümüm için beni heyecanlandırdı..

Bazen koca bir şarkıda tek bir nağme, tek bir yeri etkiler ve o şarkıya aşık olmanızı sağlar, senin de bazı şarkılarında bunu hissedebiliyorum.
– Bir şarkı vardır, onda biraz nağmeli çıkar sesin ve insanlar yanlış anlarlar ya hani, “olmaz” derler çoğu zaman ama gerçekten hissederek söylüyorsan bence gayet de “olur”. Kendi kimliğini taşıyorsan ve şarkıyı öyle yorumluyorsan gerçek dinleyiciye ulaşabilirsin bence.

– “Yatsın Yanıma” neden bu kadar çok işledi içimize?
– Üzülüyorum ben kendi yazdıklarıma. O şarkıdaki istek benim için çok masumane ve insancıl. Herkesin istemekte hakkı olabileceği bir cümleydi. Evliyim, çocuğum var çok mutlu bir hayatım var Allah’a çok şükür, ben ne yazayım peki? Mutluluğumdan, hayat sevgimden insanlara ne? Bu onları ancak bir yere kadar ilgilendirir. Ama hayatıma giren, tanıdığım pek çok insanın birer öyküsü var. Vapurda gidiyorsun, o an arkanda birilerinin bir konuşmasına tanık oluyorsun ve onların acısını paylaşıyorsun çünkü senin de ciğerlerinden birşey kopup gidiyor. Hepsinden bir parça buluyorsun, buluyoruz kendimizde.

– Albümün adına nasıl karar verdin?
“Sen Yokken Olanlar” koydum çünkü şarkılar bir bitiş, bir kaybediş ve tüm bu evrede olanlardan bahsediyor. Elbette şarkıların konu sıralaması açısından bir sırası yok ancak bir bütün olarak değerlendirirsek bu anlamda bir konsept albüm olduğunu söyleyebiliriz. Şarkılara çok fazla cinsiyet bağlamak da istemedim çünkü toplumda herkesin yaşayacağı duygular bunlar, bir cinsiyete ait olması gerekmiyor. Biraz üzgün, yara almış, kendini toparlamaya çalışan bir erkek ya da kadın, özlediğini ifade edemeyen bir insan, sevdiğini söyleyemeyen bir insan, hakettiğini alamamış insan, bu tür duygulara taraf oldum biraz aslında bu albümde..
Şarkılarımın hiçbirini nakaratı için yazmadım, hepsi bir hikayenin başından sonuna bir parçası, insanlara geçmesini çok istedim anlatmak istediklerimin. Bu doğru bir strateji de olmayabilir ama şöyle düşündüm, bu 9 şarkıdan en çok sadece 2’si ya da 3’ü sevilse bile ve ben de o zaman derim ki “Bu 7’si de size hediyem olsun”.

– Bazen albüm hakkında en ufak bir fikrin bile olmasa da, dinlemeyi sevdiğin biri yeni bir şey yaptığında gözün kapalı alırsın..
– Bu çok doğru. Çok büyük fan kitleniz olmayabilir ama birileri sizin yorumunuzu yeni şarkılarınızı merak edecek ve bir sonraki şarkısınızı bekleyeceklerse, bu çok keyifli bir şey olacak ve sanatçıya ilham verecektir. Geçen akşam Seda adlı bir arkadaşımla bir yerde oturuyorduk, Youtube’dan birşey dinliyorduk ve dedim ki “Seda bu kadının bizim onu dinlediğimizden haberi yok, ama şu an üçüncü dördüncü defa aynı şarkıyı hayranlıkla dinliyoruz, bu ne kadar güzel bir his ki o kadın onu bilmese de bu çok kıymetli birşey”.

– Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir zamanda bir şarkı yazıyorsun ve o şarkı dünyanın başka bir coğrafyasında başka bir zamanda duyulabiliyor, dinlenebiliyor. Şarkıların bu yolculuğu mucizevi bir şeymiş gibi geliyor bana..
Çok güçlü bir şey. Bazen de söyleyemediğin bir şey yüzünden sevdiğin insana bir şarkı hediye ediyorsun ya, bu da harika bir ifade, bir araç şekli.

– Yurtdışında da tecrübelerin var, müzik piyasasının işleyişi bakımından Türk müzik piyasasını yabancı piyasaya göre nasıl değerlendiriyorsun? Telifler, müzisyenlerin yasal hakları, vs. bu konular hala tam olarak eser sahiplerini mutlu etmekten uzak bir konumda gibi sanki ülkemizde..
Şu dönemde MESAM, MÜYAP vs. gibi sanatçı ve eser haklarını koruyan kuruluşlar sanıyorum birleşme aşamasındalar, gelişmeleri ben de merakla takip ediyorum ve müzik haklarında birşeylerin olması gerektiği gibi düzene girmesi konusunda umutlu olmak istiyorum. Besteci ya da yorumcuysan sana yasal olarak telif ödüyorlar ama, ilk albümleri ve ilk şarkıları biraz yatırım olarak görmek lazım. Elbette şarkılar dinleyici nazarında hakettiği yeri bulursa yasal karşılığını almak ve bunun hakkını aramak kadar doğal bir şey olamaz ama bunun hesabını daha bu aşamada yapmak doğru değil. Evet ortada bir takım karışık mevzular var anladığım kadarıyla çünkü geçmişte çok önemli işler yapmış olan ve artık geçimini bu yolla sağlayan çok değerli müzisyenlerimiz de var.

– Bir müzisyen sence şarkı yazarlığı ve yorumculuğu dışında şarkısını nasıl daha çok popüler yapabilirim fikri üzerine kafa yormalı mıdır?
– Eğer istediğin duyguyu istediğin cümlelerle ifade edip inandığın gibi yorumluyorsan ve gece yarısı birileri yatağında seni dinleyip iç çekiyorsa ya da senin şarkılarınla seviniyorsa popüler olmuşsundur zaten. Bazen bir kişi bin kişilik duygu taşır. Bu yüzden en büyük anahtar samimiyettir. Şarkının da benim inandığım popülerliğin de en büyük hazinesidir o..

– Herşeyini buna yatıranlar da yok değil bu pisayada, değil mi?
– Olmaz mı? Evini satan, arabasını satan çok örnek var..O kadar gönül işi ki bu, onun karşısına dikilip “bak bunu yapma” da diyemiyorsun, önüne geçilemez bir his çünkü, onu paylaşmak istiyor insanlarla. Ama işte müzik piyasası ne yazık ki çok da sırtını dayayabileceğin bir duvar değilmiş gibi geliyor bana.

guldenmutlu_2– Eskiden çok iyi işler yapıp 6-7 yıl ara verip yeniden bir çıkış arayanlar da var, o şarkı iyi ya da kötü olsun farketmiyor çünkü yeni bir nesil, yeni bir kuşak var karşında artık. Bu kuşak için yeni bir sanatçısın ve kendini yeniden anlatmak zorundasın gibi sanki..Genç nesli ve orta yaşa yaklaşmış kuşağı yakalamak bu anlamda en doğrusu diye düşünüyorum.
– Zaten artık eskisi gibi de değil. Daha az şarkı, daha az şarkıcı vardı. Şimdi artık herkese ulaşmak daha kolay, bir sosyal medya gerçeği var. Albüm satış oranları düştü çünkü her şarkıya internetten ulaşılabilir oldu, herşey elimizin altında. Bu yüzden eskiden daha çok konserler vardı, bir gazino kültürü vardı, insanlar yoğun bir şekilde sevdikleri sanatçının peşinden gidebiliyordu. Hala da çok büyük fan kitleleri olan sanatçılar yok değil.Eski de olsan yeni de olsan kalıcı olmak istiyorsan hergün doğacak insanları da hesaba katarak kendini anlatman gereken binlerce insanın varlığını unutmamak ve buna hazırlıklı olmak gerekiyor.

– Örnek aldığın ya da beğendiğin sanatçılar var mı sayabileceğin?
– 90’lı yıllar bence çok özeldi.Özelliklle Kayahan’ın, Nilüfer ve Sezen Aksu’nun hayatımdaki yeri ayrıdır. Yıldız Tilbe’nin Delikanlım ile çıktığı dönemler, Jale, Aşkın Nur Yengi ve o yıllarda hayatımıza şarkılarıyla kazınan bir çok isimler çıktığında ben hemen kulağımı radyoya dayardım, bayılırdım dinlemeye. Ama birini örnek aldım dersem yalan söylemiş olurum. Ama bugüne kadar çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, şarkılarımı insanlarla paylaştığım güne kadar mutlaka her dinlediğimden aldığım birşey, bir ders vardır, böyle düşünüyorum. Biz onları dinleyerek büyümüşüzdür, vakit geçirmişizdir. Yine de hiçbir zaman birine benzemek gibi bir niyetim ya da derdim tabii ki olmadı. Birinin aslı varken kimse kopyasıyla da ilgilenmez zaten.

– İlk şarkını ekranda gördüğün ilk anda, o anda neler hissettiğini hatırlıyor musun?
– Tabii ki çok duygulandım, işin manevi, duygusal boyutu çok önemli benim için. “Allahım bir yola çıkıyorum, beni nolur utandırma” demiştim içimden. Üniversite sınavına girmek gibi birşey de değil çünkü bu, doğduğundan beri belki bunu hayal ediyorsun ve çat diye ekranda gördüğünde çok farklı bir duygu. Dokunduğunda ağlarsın.. Hele ki popülaritesini geç, satışını geç, yaptığın iş takdir ediliyorsa bundan daha güzel bir ödül olamaz.. Unutamam Dedin çıkmıştı bana Tweet atmışlardı, yeni albüm ne zaman diye? O yüzden arayı fazla açmamak lazım sanırım.

– Kalıcı olacağına inanıyor musun?
– Amacım kalıcı birşeyler ortaya çıkarabilmek, insanlara ulaşabilmek, dertlerine ya da sevinçlerine şarkılarımla ortak olmak. Kendi çizgimden asla çıkmadan, bu işe devam etmek istiyorum. Bu piyasa çok enteresan gerçekten, adamı rezil de eder vezir de eder. Sen yaptığın işe inanıyorsan ve kalbini veriyorsan, niyetini bozmuyorsanız ait olduğun yerde kalıcı oluyorsun zaten.

– Müzik için Londra-İstanbul arası mekik dokuyorsun diyebilir miyiz, zor olmuyor mu?
– Evet. Benim Türkiye’de olduğum günler planlı programlıdır hep. Gece ve gündüzü çalışarak dolduruyorum, sonra Londra’ya evime dönüyorum, eşimin çocuğumun yanında oluyorum. Çalışmalarımı hem orada hem burada yürütebilmek adına ne zaman nerede olmam gerekiyorsa orada oluyorum.

– Radyolar günümüzde birer müzik kutusuna döndü esasında, 90’larda olduğu gibi şarkı patlatmaktan ziyade hemen hepsi servis edilen şarkıları döndürüyorlar listelerinde. Bu anlamda radyoların gücünü nasıl değerlendiriyorsun?
– Radyoların gücünü önemsiyorum. İnsanlar günlük koşturmaca içinde televizyon izleyemeyebiliyorlar, ama radyo insanlara daha kolay ulaşıyor. Ama elbette reytinglerini yüksek tutmak için elbette daha çok tanınan isim ve şarkılara yer vermelerini anlayabiliyorum, ama arada yeni çıkanlara, no-name’lere de yer vererek gençlere de fırsat verebilirler tabii, tanınan iyi isimler dışında çok iyi işler yapanlar da yok değil.. Tabii her zaman da radyocunun elinde olan birşey değil istediğini çalması, sistemin içinde onlar da kısıtlanıyor.

guldenmutlu– Peki 90’lı yılları niye hala bitiremedik? Hala ısrarla o şarkıları dinliyor, çalıyor ve özlüyoruz..
Değişen bir kuşak var ama yeni kuşak da bu dönemde yazılan şarkıların çoğunda aradığı, duymak istediği sözleri bulamıyor. Bu yüzden 90’ların bazı şarkıları hala çok özel kalabiliyor çünkü sözler de müzikler de özenle ve duyguyla yazılmış..

– Bu keyifli sohbet için teşekkürler!
– Ben teşekkür ederim. Bütün DikkatMüzik! takipçilerine sevgiler..

Röportaj: Olcay Tanberken
(DikkatMüzik!, Ocak 2015)