Röportaj: Emre Aslan

roportajemreaslan“Birdenbire” isimli ilk albümünü 3 Adım Müzik etiketiyle geçtiğimiz aylarda piyasaya süren Emre Aslan, uzun yıllardır İstanbul’un birçok tanınmış mekânında, kendi kurduğu gruplarla performans sergileyen bir müzisyen. Çıkış şarkısı “Birdenbire” ile dikkat çeken genç müzisyenin geçtiğimiz haftalarda Jolly Joker’de verdiği lansman konserinde şahit olduğum sahne enerjisi ve gayet yüksek canlı performansından hareketle Dikkat Müzik’in Emre Aslan ile olan söyleşisini sizlerle paylaşıyoruz:

Emre Aslan kimdir? Biraz sizden bahsederek, sizi tanıyarak başlayalım sohbetimize.
Emre Aslan sanata, spora, doğaya, hayvanlara düşkün, kendi hâlinde, sakin bir yaşam süren, etrafında olup bitenlerden ziyade kendine meraklı bir adam aslında… Mimarlık okudum ve mimarlık kariyerime “severek” devam ediyorum. Müzik hayatımın hep içindeydi zaten. Bu günlerde albümle birlikte biraz daha öne çıkmış oldu sadece… Yeni bir şey değil. Uzun yıllar profesyonel olarak voleybol oynadım. Voleybol benim için bir tutku. Aktif olarak devam edemesem de hâlâ salonlarda, tribünlerde beni görmek pek mümkün! Köpeklere, hayvanlara ve doğaya âşık biriyim. O yüzden köpeğim ile birlikte beni sık sık parklarda görmeniz de çok olası… Dışarıdan bakıldığında oldukça hızlı ve hareketli bir hayatım varmış gibi gözükür ama hiç öyle biri değilimdir aslında. Erken yatan, erken kalkan, evinde televizyon olmayan, alkol ve sigara kullanmayan, gece gezmeyen, sağlıklı yaşamaya özen gösteren, sakin ve huzurlu bir hayat sürmeye çalışan biriyim esasında. Genç emeklilerdenim. (Gülüyor.)

Emre-aslan-birdenbire2Müziğe ilginiz nasıl başladı peki?
İstanbul’da doğdum ama Antalya’da büyüdüm. İlkokuldaki müzik öğretmenim Faize Tügen’in teşvikiyle başladım müziğe. Şebnem Ferah’la uzun zamandır birlikte çalışan Ozan Tügen ve Ceren Tügen’in annesidir kendisi, soyadı tanıdık gelebilir. Çok sevdiğim Faize hocamdan öğrendim ilk notalarımı ve müzik eğitimim o yıllarda başladı aslında… Üçüncü sınıfta çalışmam için karışık bir kaset vermişti bana, bir Elvis Presley kaseti. Hâlâ evimde durur o kaset. Yine o yıllarda, 90’ların başında ablamın odasından gizli gizli Sinead O’Connor’ın kasetlerini aşırırdım, onları dinlerdim. Dazlak bir kadının ağlayarak şarkı söylemesi beni o yaşlarda çok etkilemişti. Sözlerini anlamazken bile o hissiyatın geçtiğini hatırlıyorum mesela… Flüt ve piyano ile başlayıp, gitara geçtim ve kendi bestelerimi yapmaya başladım. Akabinde lise ve üniversitede müzik gruplarım oldu. Yavaş yavaş sahne almaya başladım. Bir yandan da dergilerde müzik yazarlığı yapıyordum.

Albümün adı “Birdenbire” ama elbette müzik geçmişiniz birdenbire başlamıyor, değil mi? Uzun yıllar kendi kurduğunuz gruplarla sahne aldığınız biliniyor..
Evet, doğrudur. Moskova’da yaşadığım dönem çok uluslu bir grupla sahne aldım. Polonyalı, Amerikalı, İrlandalı, Rus, Yunan… Ne ararsan vardı grupta! (Gülüyor.) Çok eğlenceliydi. Daha çok caz, soul, R&B tarzında şarkılar söyledim. İstanbul’a döner dönmez de bir cover grubu kurdum. Birçok tanınmış mekânda sahne aldık. Biraz sert çalan bir rock grubuyduk aslında… Popüler parçaları da çalsak kendi tarzımıza uyarlıyorduk ve bir şekilde sert bir şeyler çıkıyordu ortaya. Kylie Minoque, Hande Yener de çaldık, Muse ve Skunk Anansie de… Zaten o dönem birlikte müzik yaptığım arkadaşlarım hâlâ benimle… Birlikte devam ediyoruz yola. Değişen çok fazla bir şey yok temel olarak. Artık kendi şarkılarımızı çalıyoruz.

İlk bestenizi ne zaman yaptınız?
İlk bestemi 15 yaşımda yapmıştım. “Hafıza” adlı bir şarkıydı. Yaptığım anı bile çok net hatırlıyorum; yolda yürürken birdenbire şarkıyı mırıldanmaya başlamıştım. Hatta o şarkıyı bu albüme de koymak istedik, düzenlemesini bile yaptık ama sonra vazgeçtik. Genel konsepte pek uygun düşmedi. Belki ileride bir gün yayınlarım ama…

Albümdeki tüm söz ve müzikler size ait. Son dönemde bazı müzisyenler ilk etapta şarkılarını ünlü birkaç isme verme ve sonrasında, kendilerini hazır hissettiklerinde solo olarak kendi albümlerini çıkarma yoluna gidiyorlar. Sizin de aklınıza gelmiş miydi böyle bir yol izlemek?
Aslında bu albümdeki iki şarkımı oldukça ünlü iki şarkıcı istemişti, hatta verecektim de bu besteleri çünkü o zamanlar albüm yapma gibi bir düşüncem yoktu. Neden bilmem vazgeçtim sonra bu fikirden… Kendi albümüme kısmetmiş. Bir de bir filmde yer alması söz konusu olan bir bestem vardı ama o zaman da albüme başlamıştım, zamanlamalarımız uymadı. Onu da es geçmek durumunda kaldım. Belki bundan sonra başka albümlerde veya projelerde besteci olarak yer alırım.

1

Albümün hazırlık sürecinden bahsedelim biraz. Ekip nasıl bir araya geldi?
Albümün eti benimse kemiği Alper Gemici’nin aslında. Prodüktör o. Tüm düzenlemeler ona ait. Kendi albümüymüş gibi titizlikle, özenle çalıştı. Alper ile nasıl bir araya geldik diye soracak olursan…  2010’da İstanbul Avrupa’nın kültür başkentiydi hatırlarsan. Ben Moskova’dan yeni dönmüştüm ve İstanbul için yazdığım iki güzel şarkım vardı. Bu albümde olan şarkılar… Bu şarkıları kaydedelim ve kültür başkenti projesine sunalım dedik. Ben aranjör olarak Alper Erinç’e gittim. Çok sevdiğim bir müzik adamıdır ve işlerini çok beğenirim. Alper Gemici de o yıllarda Alper Erinç’in stüdyosunda görev yapıyordu. Hep birlikte oturduk, konuştuk. Alper Erinç o dönem çok yoğundu. Candan Erçetin, Nil gibi birçok isimle albüm kaydediyordu. O yüzden Alper Gemici ile bana “Siz başlayadurun, ben de vakit buldukça destek veririm.” dedi. Böylece biz Alper Gemici ile işe girişmiş olduk. Çok da iyi anlaştık, arkadaş olduk. İş dışında da görüşmeye başladık. Derken bir bakmışız şarkıları hazırlayıp bitirmişiz bile… Alper daha sonra kendi albümüne odaklandı, ben sürekli yurt dışındaydım. Bir araya gelemedik. Bir gün ben Alper’e telefon edip “Haydi albüm yapalım.” dedim ve albüme başladık. Sonrası kendiliğinden geldi. Onur Atar, Selim Aydın, Hakan Yılmaz zaten uzun yıllardır birlikte müzik yaptığım dostlarımdı. Onlar da Kerem Ozan Şahin ve diğer müzisyenlerle birlikte başından beri zaten işin içindeydi. Benim sürekli yurt dışında olmamdan kaynaklı olarak süreç biraz uzun ve sancılı oldu ama nihayet beklediğimize değdi. Ekip olarak hepimizin içine sinen bir albüm çıkmış oldu.

Şarkıları oldukça enerjik buldum. Nasıl tanımlıyorsun bu albümü?
Enerjik bir albüm olduğuna katılıyorum zira son yıllarda müzik dünyasının bize dayattığı melankolik, ağlamaklı şarkılardan hepimize fenalık geldi. Rock müzik yaptığını iddia edenler arabesk yapıyorlar esasında. Gitarların sesi açılınca rock olmuş olmuyor. Biz daha neşeli ve enerjik bir albüm yaptık çünkü neşeli ve enerjik insanlarız. Tutsun diye karalar bağlayacak, havalı ve sert bakışlar atacak hâlimiz yok sağa sola… Mizahi bir yönden bakıyoruz hayata. Bu da yaptığımız müziğe yansıyor hâliyle. Tanımlama kısmına gelecek olursak keşke hiç gelmesek derim. (Gülüyor.) Bana sorsan son derece pop bir albüm. Dünya müziğine bakınca da pop. Ama Türkiye’de insanların poptan anladığı çok başka. O yüzden bu coğrafyada biraz sıkıntı yaşıyoruz. İnsanlar kafalarında bir yere oturtamıyorlar bizim gibileri. Onlara göre pop desen pop değil, rock desen rock değil bir tür… Bu yüzden de müzik dünyası bizim gibilere “alternatif pop” diye bir şey uydurdu. Bu “alternatif” sözcüğünü de sevmiyorum. Neyin alternatifi? Söyleyin de biz de bilelim neye alternatif olduğumuzu. Bana göre iki tür müzik var: Sevdiklerim ve sevmediklerim. Samimi olanlar ve samimi olmayanlar. İyiler ve kötüler. Kibariye’yi de severim, Özlem Tekin’i de, Tarkan’ı da, Portecho’yu da, Birsen Tezer’i de, Fazıl Say’ı da… Benim için tüm bu isimler aynı tarzdalar: Samimiyette…

1012079_214348388768498_1209007724_n

İstanbul ile ilgili iki şarkı var albümde. Bu kent için yazılmış diğer şarkılardan daha karamsar bir hava mı çiziyorsunuz bu şarkılarda?
Ben İstanbul âşığı genç bir sanatçıyım. Hassasiyetlerim var hâliyle… Mimar olduğum için şehircilik bilgim de var. Daha farklı ve teknik bir gözle bakabiliyorum kentlere. Tüm bunlar bir araya gelince İstanbul’un hâline hüzünlenmemek mümkün değil. Dünya’nın en güzel şehirlerinden birinin geldiği, getirildiği hâle bakın! İçim acıyor, elimde değil. İki şarkımdan birinde somut olarak, şehir olan İstanbul’dan bahsediyorum. Ama unutmayalım ki şehirleri şehir yapan yollar, parklar, binalar değil içinde yaşayan insanlardır. Diğer şarkıda ise İstanbul’dan kastım içinde yaşayanlar, bizzat bizler… Soyut bir varlık… Bu yüzden bir kadın olarak tasvir ediyorum İstanbul’u bu şarkıda.  “Benim Adım İstanbul” adlı şarkımda empati kuruyorum onunla, şehir olan İstanbul’la. “Kimse senin derdini anlamadan, herkes sana şarkı yazıp durmuş.” diyorum mesela… Dertli çünkü bu şehir. Çocukları hasta, en değerli yapıları restorasyon adı altında ayakta öldürülüyor. Yabancılara satılıyor. “Eskimişliğin yüzünden belli, benim gibi senin de benzin solmuş.” diyorum. Kentsel dönüşümlerden başımız döndü. Birçok semt tarihi dokusunu yitirdi. Ve bu gidişata dur diyecek birileri de ufukta gözükmüyor. Bu yüzden “Gelmez iki yakan bir araya…” diyorum. Diğer şarkıda, Şehr-i Zişan’da ise soyut İstanbul’a sitem ediyorum. Onu kan emen, gençliğimizi yutan bir ölümsüz kadın olarak tasvir ediyorum. İstanbul fırsatlar şehri… Hem önünüze sonsuz imkânlar, seçenekler sunuyor hem de hiçbir şey yapmanıza izin vermiyor. Kısır bir döngüye soktu bizi İstanbul; ne onunla yapabiliyoruz ne de onsuz.

1689265_214342422102428_798238276_nDefne Joy Foster için yazdığınız “Defne” şarkısı var bir de… Çok yazıldı bu konu hakkında ama ilk ağızdan öğrenmek isterim. O da mı birdenbire çıktı, hikâyesi nedir?
Mimarlık kariyerimin ilk yıllarında modacılara defileleri için podyum tasarlıyordum. Defne de sunuculuk yapıyordu o yıllarda. Arkadaş olduk. Tanıdığım en neşeli insanlardan biriydi. Ekranda gördüğünüz, bildiğiniz gibiydi. Son dönemde pek sık görüşemesek

 

de kalplerimiz birdi. Ölüm haberini aldığımda şantiyedeydim ve adeta dondum kaldım. Can’ı düşündüm, oğlunu… Yalnız kaldı diye düşündüm. Şarkının nakaratı daha o anda, şantiyede çıktı, birdenbire… Devamını ise Bakü’ye giderken uçakta ve otel odasında yazdım. Geldiği gibi, plansız. Albüme koyarken de düzenleme yapmaktan özellikle kaçındık. Süslemeye utandık. Bir şarkı değil, bir ağıt zaten Defne… O yüzden sadece bir piyano eşliğinde seslendirdim. Birçok gazete şarkıyı ve haberi ikinci sayfadan duyurdu. Bu benim tercihim değildi aslında. Çok hassas olduğum bir konu bu. Ölmüş birinin arkasından “reklam” yapıyormuş gibi algılanmak en çok korktuğum şeydi. Çok şükür samimiyetimiz insanlara geçti ve hep güzel tepkiler aldık. Haberlerin yapılmasına da Can için izin verdim aslında… Defne’nin ölümünden sonra birçok asılsız şey yazıldı, çizildi. Çok çirkin sözcükler dillendirildi. Ortada kalan bir çocuk vardı ve bu hiç düşünülmedi. İstedim ki Can büyüdüğünde, Google’a annesinin adını yazdığında binlerce çirkin haber ve iftira arasında güzel bir şey de bulsun. Olur da bir gün aklı bulanır ve yönünü kaybederse annesi için yapılmış iyi bir şey dinlesin, okusun. Bu düşünce ve hislerle hareket ettik.

3

Çıkış şarkısına nasıl karar verdiniz?

Aslında son ana kadar çıkış şarkımız Rol Model’di. Biz albümden önce Rol Model’i single olarak çıkarmayı planlıyorduk. Her şey bu plana göre hazırlandı, tam ben klip çekimi için İstanbul’a geliyordum ki Gezi olayları patlak verdi. Ertelemek zorunda kaldık hâliyle… Sonra ülkenin gündemi bir daha hafiflememecesine yoğunlaştı malumunuz. Çıkışımız kış aylarına sarkınca daha orta tempo bir şarkı ile çıkalım dedik. Zaten albümü dinleyenler Gülbenciler – Hülyacılar gibi ikiye bölünmüştü; Rol Modelciler ve Birdenbireciler olarak. (Gülüyor.) Şirket de Birdenbire olsun deyince, onunla çıkmış olduk.

Bir sonraki klip için düşünülen bir şarkı var mı?
İkinci klip büyük ihtimalle Rol Model’e gelecek gibi gözüküyor. Konserlerde Kalbimi Çalanlar ve Benim Adım İstanbul da çok sevildi gerçi… Henüz ikinci klip için bir hazırlık içine girmedik açıkçası. Bakalım zaman ne gösterecek.

Gelelim dünyada ve ülkemizde müziğin satış ve dinleniş şeklinin değişmesine… İnsanlar artık albüm almaktan kaçıyor gibi sanki, değil mi?
Artık insanlar fiziki olarak albüm satın almıyorlar, bu bir gerçek. Akıllı telefonların, tablet bilgisayarların peynir ekmek gibi satıldığı bir devirde insanları CD satın almaya yönlendirmek pek mümkün değil. Sadece benim gibi tek tük arşivciler gidip CD satın alıyor. Benim evimde bile dizüstü bilgisayarımı saymazsak bir CD çalar yok. Onların bile yeni modellerinde CD sürücüleri mevcut değil artık. CD fabrikaları kapandı veya kapanıyor zaten… Biz ucundan yakaladık diye düşünüyorum. Elimizde hatıra niyetine bir CD var neyse ki… (Gülüyor.) İkinci albümüm – eğer yaparsam – CD formatında olur mu, hiç emin değilim. Dünya devleri bile artık CD basmama kararı aldı. 2014 son yıl. 2015 itibariyle sadece dijital satış yapılacak. Bu da tabii müzisyenlerin, bestecilerin haklarının korunması anlamında sıkı bir denetim demek. Dünya bu adımları attı. Türkiye bu denetim mekanizmasını kurdu mu? Buna hazır mıyız? Bunu sorgulamak lazım. Müzik birlikleri bu konuda bazı adımlar attılar ama ne kadar yeterli? Dijital satışlarda, internet tıklamalarında spekülasyon yapılıyor mu? Youtube’da 5 milyon kez tıklanmış bir şarkıyı nasıl oluyor da sektörün içinden biri olarak ben ilk kez duyuyorum? Bunların hepsi birer soru işareti… O yüzden artık nabız tutmak için sadece sokağa, insanlara bakma şansımız kaldı. İnsanlar şarkıyı biliyorlar mı ona bakarım ben. Satış rakamı kaliteyi gösterir mi hem? Satmayan albüm kötü müdür? Satmayan şarkıcı albüm yapmasın mı? Bunlar uzun ve derin konular elbette ama Türkiye olarak bu teknoloji denizinde pusulasızız diye düşünüyorum. Bir yorumcu, besteci, söz yazarı olarak hakkımın korunduğuna dair daha somut adımlar görmek istiyorum elbette.

Ya müzik medyası?
Ben de zamanında müzik yazıları yazmış biriyim, bu yüzden bu işin zorluklarını da biliyorum. Eskiden merak ettiğimiz köşe yazarları, eleştirmenleri vardı. Bir albüm çıktığında hemen o yazarlar ne demiş diye bakardık. Ama artık yazılı basında çok az albüm haberleri ya da eleştirileri yer alıyor. Sadece yüzeysel şeyler onlar da. Bu yüzden müzik blogları ve internet dergilerni önemsiyorum, değerinin zamanla anlaşılacağı ortada. Dikkat Müzik okuyucularını da bu vesileyle selamlıyorum, sevgilerimi iletiyorum.

Röportaj: Olcay Tanberken (DikkatMüzik!)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s