Röportaj: Deniz Vardaryıldızı

DikkatMüzik!’in röportajları devam ediyor.. Uzun yıllar yaptığı sahne çalışmaları ile adından söz ettiren ve 2 yıl önce yayınlanan ilk albümü “Mucize” ile müzik dünyasına merhaba diyen Deniz Vardaryıldızı, “Kırmızı Kar” adlı 2. stüdyo albümünü müzikmarketlere sundu. Albümle aynı adı taşıyan, tam bir yaz şarkısı havasında ve Balkan müziği tadındaki şarkısının video klibini de tamamlayan müzisyen ile hem albümden hem de müzik dünyasından önemli satırbaşları ile dolu özel bir sohbet yaptık. İşte DikkatMüzik!’in Deniz Vardaryıldızı röportajı: >>

*  Müziğin hayatınıza girmesi ve sahneyle tanışmanız nasıl oldu?
İlk göz ağrım aslında tiyatroydu, okul yıllarımdan itibaren çok uzun zaman tiyatro ile uğraştım. İzmir Atatürk Lisesi’nde okurken tiyatro provalarımızı yaptığımız salonda aynı zamanda başka grupların müzik provaları da yapılıyordu. Biraz daha müziğe yönelmeye aslında ilk orada karar verdim. Kendime gitar aldım ve gitar çalmayı öğrendim, sonra üniversite yıllarında hem müzik hem tiyatro bir süre beraber gitti. Derken sahne çalışmaları başladı, ilk Ortaköy’de sahne almaya başladım. Bir süre sonra baktım ki haftanın her günü bir yerlerde sahne alıyorum, bu da devamında kendi şarkılarımı yazmaya kadar gitti. Sonra Grup Denizyıldızı adında bir grup kurdum ve bu ekiple İstanbul’un pek çok yerinde sahne aldık. Yurtdışı çalışmalarımız da çok oldu, özellikle Almanya’ya çok gittik.

* İlk albümünüzden önceki çalışmalarınız neler? Selmi Andak ile bir Eurovision maceranız var sanırım?
Selmi Andak ile çalışma şansını yakalayabilmenin mutluluğunu yaşıyorum, çok değerli bir müzik adamı idi. 1995 yılında Eurovision elemelerine Andak’ın “Duysun Şarkılar” adlı eseriyle katıldık. Bu şarkısı daha sonra kendi adıyla yayınlanan albümde yer aldı. 2000 yılında Marşandiz firması ile bir albüm kontratı yaptım, aynı firmadan yeni albümünü çıkarma hazırlığında olan Demet Sağıroğlu’na “Sen Yoksun Ya” adlı şarkımı verdim, çıkış şarkısı oldu. Sonra biz kendi albümüm için stüdyoya girdik, 3-4 şarkı hazırladık ama 2001 krizi patlak verdi ve firma kapandı. Dolayısıyla albüm defterini bir süreliğine kapattım, yurtdışına gittim geldim. 2004’te Almanya’da ünlü bir hiop-hop sanatçısı olan Moses P’nin şirketinden Türkçe bir compilation yayınlama fikri doğmuş ve beni de sahnede izleyerek çok beğendikleri için benim de bir şarkımla bu projede yeralmamı istediler. Ve 2005 yılında, şimdiki albümde de yer verdiğim “Kaprislerin” adlı şarkı ilk kez o albümde yayınlandı.

* İlk albümünüz 2010’da “Mucize” olmuş. Hangi şarkılar öne çıktı?
İlk albüm 2010 Mayıs ayında Seyhan Müzik’ten çıktı, repertuar ve stüdyo kayıt çalışmaları ile 1 yılı bulan bir sürede hazırlıkları tamamladık. Albüme ismini veren “Mucize” şarkısı televizyon ve radyolarda kendine yer buldu. Toplamda 4 şarkıyı kliplendirdik. “Mucize”,“Bu Aşktan Gidiyorum”, “Aman” ve “Mazide Kal”.

* Bu kez daha güçlü bir çıkış var gibi sanki, ilk ve ikinci albüm arasında ne değişti?
Aslında sahne üzerinde ballad seslendirmeyi daha çok seven biriyim, o yüzden ilk albüme hazırlanırken sözlerin daha ön planda olduğu duygusal şarkılara yer vermek istedim. Bu albüm ise zamanlama olarak yaza denk geldiği için biraz daha enerjik, hareketli ve neşeli olsun diye düşündük.

* Albüme adını veren şarkı çok enerjik ve geleneksel çingene halk ezgisi olarak tanımlanmış.
Son dönemde çok severek dinlediğim bir tür zaten Balkanlar, her zaman çok keyif veren ezgiler.. Biraz oradan birşeyler yansıtmak istedim bu albümde. Şarkının sonundaki Balkan ezgisi “Lelapalatute” ye kadarki kısım kendi kompozisyonum ve devamında da bu müziğe bağlanıp sonlanıyor şarkı.

* Sözler nasıl  ortaya çıktı? “Kırmızı Kar yağsa senden adam olmaz”ın mesela bir anısı var mı?
Bazen imkansız gibi gözüken ya da hayrete düştüğünüz durumları anlatmak için birtakım metaforlar kullanırız ya, Kırmızı Kar da oradan aklıma geldi. Aslında esprili de bir bakış var orada. Biraz aslında yıllardır müziğin içinde olan, müzik üreten ve müzikle yaşayan biri olarak Türk müzik sektörüne, sektörün yönelimlerine hicivli bir bakış bu şarkıdaki. Bana göre kırmızı kar da yağsa Türk müzik piyasasında hiç müzik yapmaması gereken bazılarının yaptığını ve haddinden fazla ilgi gördüğünü düşünüyorum. Bu da biraz Türk müzik dinleyicisinin sunulan herşeyi almasıyla ilgili tabii.

* Sezen Aksu da dinlemiş galiba şarkıyı? “Kaset yapacaksan Sezen Abla’ya”  lafına tepkisi ne oldu?
Evet, sözlerde Sezen geçince mutlaka ona danışma gereği duyduk. Onu güzel bir şekilde andığımı düşünüyordum ama yine de görüşünü almamız önemliydi tabii. Şarkıyı dinlediler ve çok keyifli bulduklarını ileterek sözlerin o kısmı için “bizim için bir mahsuru yok” dediler, biz de çok sevindik haliyle.

* Çıkış şarkısı olarak “Kırmızı Kar”a nasıl karar verdiniz? Video klibi çok renkli ve şarkının  havasını tam yanısıtıyor. Çekimleri biraz anlatabilir misiniz?
Kırmızı Kar aslında albüme en son giren şarkı. Albüme girdikten sonra albümün yapısını da o belirledi aslında. Fikir olarak en son girdi ama ondan sonra yaptığımız şarkılar da oldu. Yaz mevsimine denk gelen bir çıkış hedefledik kendimize ve bu da dolayısıyla video klibi de şekillendirdi. Yönetmen Emre Berkün aynı zamanda albümde de bir bestesi ile (“Sen Gidersen”) yer alan bir arkadaşım. Hem müzisyen tarafı var, hem de böyle görsel işlerle de haşır neşir. Acarkent’te yeşillikler içinde çektik, klibin sonlarına doğru o çingene ezgisine vurgu da yapmak istedik.

* O “Lelapalatute” kısmını daha önce Demet Tuncer de bir şarkısında kullanmıştı.
Evet, bunu ben şarkıyı yapmaya karar verdikten sonra öğrendim, yalnız o versiyon bizimkinden biraz daha farklı bir yapıda. “Lelapalatute”nin orijinalinin hikayesi ise şöyle..Bu anonim ezgiyi şarkı haline getirip popüler yapan Gogol Bordello Amerikalı bir Punk çingene grubu ve punk-gypsy olarak tanımlıyorlar kendilerini. “Lelapalatute” kısmı Ukrayna dolaylarından bir çingene ezgisi, sonra Gogol Bordello ile daha da yayılıyor. Madonna birkaç yıl önceki turnesinde birkaç çingene grubu ile dünyayı dolaştı, bunlardan biri Gogol Bordello, diğeri  de  Kolpakov Trio idi. Ben şarkıyı yapmaya karar verdiğim zaman Kolpakov Trio’nun gitaristi Vadim Kolpakov ile irtibata geçtim ve o da “bu zaten anonim bir ezgi, tabii kullanabilirsiniz” diyerek “keşke Türkiye’de de beraber birşeyler yapsak” diyerek ekledi. Bu gerçekten harika olurdu çünkü kendisi 7 telli gitar çalan çok ender ve değerli bir müzisyen, dünyada az rastlanır.

* Albümde dikkatimi  çeken şey düzenlemelerin başarısı  oldu, biraz 90’lar havası taşıyan özenli şarkılar çok. Kimlerle çalıştınız albümde? Prodüksiyon aşamasında yaşadığınız bir anı var mı?
Teşekkür ederim sizden bunu duymak çok güzel. Kendisiyle sahnede de çalıştığım çok değerli bir müzisyen arkadaşım var, Yusuf Sağlamlar. Albümde pek çok şarkıda imzası var. Diğer aranjör arkadaşlarım Faruk Paker ve Berkay Demiralp, her ikisi de çok başarılıdır. Son dönemde önemli işlere imza atan DJ Serdar Ayyıldız da Kırmızı Kar şarkısına bir remix yaptı. Şunu söyleyebilirim, İnce eleyip sık dokunulan bir çalışma olduğu için gerçekten titiz bir çalışma oldu. Hem o kaliteli soundu ortaya çıkarabilmek gerekiyordu hem de bunu ortaya çıkarabilecek en doğru müzisyenleri bulup onlarla çalmak gerekiyordu. Serhan Yaslıman, Cengiz Ercümer, İlter Kurcala, Erdem Sökmen, Birkan Şener ve Hüseyin Delen gibi çok değerli müzisyenler ile çalıştık.

* Albümde çıkış şarkısı dışında 2 şarkıyı özellikle sevdim ve iddialı buldum: “Sen Gidersen”, duygusal bir şarkı. “Kaprislerin” de hareketli yapısıyla dikkat çekiyor. 2.video bunlardan birine mi gelecek?
Yaz boyunca “Kırmızı Kar” ile devam eder ama sonbahara yeni bir klip çekmeyi düşündüğümüzde en ağır basan şarkı sanıyorum “Sen Gidersen” olacak gibi, Emre Berkün imzalı.  Ama bunun dışında Belle şarkısının akustik versiyonuna bağımsız bir klip de çekmek istiyorum doğrusu.

* Albümde “Belle”yi yorumlamaya nasıl karar verdiniz? 1998 yılında dünyada “yılın şarkısı” seçilen şarkı olmuştu..
Sahne çalışmalarımda çok yorumladığım ve repertuarımda en sevdiğim şarkılardan biridir bu. Bir gün Türkçe söz yazdım ve sahnede söyledim, beğenilince albüme de koymayı planladık ama bu konuda eser sahibinden bir engelle karşılaştık. Şarkıyı Türkçe olarak cover yapmamıza izin çıkmadı ne yazık ki. Bir müzikalin parçası olduğu için bütünselliğinin bozulmasını istemedikleri gibi bir yanıt aldık. İngilizce ve İtalyanca’ya çevrilmiş daha önce ama bunların dışında çok sıcak bakmıyorlar Fransızca dışında başka versiyonlara. Biz de albümde orijinal dilinde okuduk haliyle. İlter Kurcala gitarını konuşturdu bu şarkıda ve gerçekten şarkının hakkını verdi.

* Türk popunun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Artık iyi ses ve iyi şarkı yerine başka şeyler mi prim yapıyor?
Bence iyi ses de, iyi şarkı da her zaman çıkar. Bunun zamanı yok. Son dinleyiciye ulaşmada özellikle radyo ve televizyonculara yani medyaya büyük görev düşüyor. Fakat müzik direktörleri ve seçicilerinin, bu noktada özellikle yeni isimlere ve yapımlara gereken özeni ve krediyi açmadıklarını düşünüyorum. Bir sound, bir tarz tutmuşsa hep onun etrafında dolaşıyoruz, kolaya kaçıyoruz. Sanki bütün şarkılar böyle olmalıymış gibi. Dolayısıyla beste üreten, yeni şarkı üreten gençler umutları kırıldığından dolayı eski şarkılardan medet umarak çıkışı eskilerde arıyorlar. Halbuki atasözü var: Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı. Yani düşünün ki bundan 40 yıl önceki Ajda Pekkan şarkılarına birileri cover yaparak medet umulmaya çalışılıyor, bir yandan da günümüz Ajda’sına şarkı söyletip ondan birileri prim yapmaya çalışıyor. Bu demek oluyor ki biz 40 senedir ikinci bir Ajda Pekkan yaratamamışız.

Bir de Türkiye’de gerçekten dünyadan kopuk yaşıyoruz. Yunanlılar, Yugoslavlar, Romenler ve Bulgarlar dünyaya star kazandırırken bizden hala bir dünya starı ne yazık ki çıkamadı. Biz hala şimdi ne yapacak diye Tarkan’ın ağzına bakıyoruz. Tarkan denedi, görevini yaptı, ama başkalarından devam gelmedi. Dünyaya biraz daha entegre olmalıyız.

Müzisyenler her zaman üretirler, siz arkalarında olduğunuzda hep varolurlar. Tutmuş bir kalıp, tutmuş şarkılar kendine radyolarda yer bulup da alternatif olanlar yer bulamayınca bu kez de alternatif olanlar kendilerini diğerlerine benzetmeye çalışıyorlar ve piyasa iyiden iyiye sıradanlaşmaya doğru gidiyor. Yani ilk başta sorduğunuz soruya dönersek umut hep var, ama bu tekrarlık ve sıradanlaşma, umuda giden yolu zorlaştırıyor.

Bu işte bir tek turnosol kağıdı vardır aslında: Sahne. Sahneye çıkarsınız ve iyi mi yoksa kötü mü olduğunuz orada bellidir.

* Müzik bloglarını takip ediyor musunuz? Müziksevere bilgi akışı için sizce yeterli mi?
Ben internet üstünde müzik ile ilgili yeterli bir medya olduğunu düşünmüyorum. Yani daha çok magazin medyası yaklaşımının hakim olduğunu görüyorum, daha derinlikli yazıların ve analizlerin, müziği gerçekten bilen ve dikkatle takip eden insanların derinlikli analizlere ulaşabileceği siteler ve bloglar lazım. Sayı olarak yeterli değil. DikkatMüzik’i dikkatle takip ediyorum, başarılı bulduğum bir blog.

* Teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim, çok keyifliydi.

Röportaj: Olcay Tanberken (DikkatMüzik!)
Ağustos 2012

twitter.com/dvardaryildizi
http://www.denizvardaryildizi.com.tr

Deniz Vardaryıldızı – Kırmızı Kar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s