Röportaj: Zeliha Sunal

40’a yakın dildeki müthiş şarkıcılığı, Bulgaristan Discovery Uluslararası Şarkı Yarışması’nda en iyi şarkı ve Fidof özel ödülü, 2006 Uluslararası Hurghada Free Song Festival’inde Dünya 2.liği, 8.Uluslararası Kahire Şarkı yarışmasında 4.lük ödülü, Eurovision finalistliği, tv sunuculuğu, oyunculuğu, Ajda Pekkan sevgisi ve elbette dilden dile dolaşan, her izleyeni mest eden sahne şovları Zeliha Sunal’ı anlatmaya yeter mi? Elbette yetmez!

Onu son olarak çok iyi müzisyendi dediği ve uzun bir süre kendisiyle birlikte çalıştığı Selmi Andak gecesinde izledim, Babylon’daki bir baska özel gecede seyirciyi canlı performansı ile nasıl coşturduğuna şahit oldum. Geçtiğimiz aylarda yayınladığı 5. stüdyo albümü “Aşk Bana Kalır”da, “Yazık ki aşk bitmek üzere / Gözümüze baka baka gitmek üzere / İçimizi yaka yaka sönmek üzere / Bir daha da yanmaz ayrılıyoruz bile bile” dediği çıkış şarkısı “Kıyamazdın” ile müzikseverleri onikiden vuran ve bir kez daha yüreklere dokunan Zeliha Sunal, albümün ikinci video klibini 70’li yıllarda Neşe Karaböcek’ten dinlediğimiz “Sevda Yolu”na çekti. Biz de bu vesileyle kendisi ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İşte Zeliha Sunal’ın renkli dünyası..

Müzik piyasasında kalıcı olmanın yolu kamuoyunda aile hayatından ya da o geleneksellikten biraz uzakta bir yaşamdan, ve özellikle başka sanatçılar ile birtakım polemiklere girerek gündemde kalmaktan geçtiği varsayılır. Halkın bir kısmı maalesef böyle düşünür. Siz ise bunun tam aksi yönündeki duruşunuzla farklı bir yerdesiniz, bu tür şeylere ihtiyacınız hiç yok. Başarınızı neye borçlusunuz?
Normalde o arkadaşlarımdan 3-4 kat daha fazla çalışmak zorunda kaldım doğrusu. Çünkü zor bir yol gerçekten. Hem magazine,skandala bulaşmayacaksınız hem de kalıcı olacaksınız. Baktım ki normal yönden olmuyor, ben de kendimi nasıl en iyi ifade edebilirim, işimi nasıl daha iyi yapabilirime baktım. Sonuçta sanal bir iş yapıyoruz, ürettiğimiz şey şarkı ve şarkı söylemek. Bu ‘ürün’ü en iyi nasıl sunabilirim diye düşündüm. İşlerimi oturtmaya başladığım zaman popüler dünyayla hiç bağım yoktu, albümüm bile çıkmamıştı. İnsanların yalnız şarkı dinlemek istemediklerini ve sahnede daha fazla şey istediklerini farkettim ve çalışmalarımı bu yönde geliştirdim. Sahne çalışmalarımı nasıl renklendirebilirim diye kafa yordum. Bir de bakmışım özel gecelerde aranan isim olmuşum. Çünkü hem albüm yapmak, hem de sahnede kusursuz sanat icra etmek, hem de insanları eğlendirmek kolay değil.

Bana göre bir albüm sanatçıları var, bir de sahne sanatçıları var. Albüm sanatçılarının hepsi sahne sanatçısı olamazlar çünkü sahne başka birşey..Siz bu ikisinin kesişim kümesisiniz.
Bu çok doğru. Seyirciyle birebir temas çok önemli, sahnedeki duruşunuz, profesyonelliğiniz çok önemli. Bütün albüm çıkaranların gönlünde vardır sahnede şarkı söylemek. Ama herkesin harcı değil işte, çok çalışmak lazım. Size o geceyi, o sahneyi teslim ediyorlarsa bu size güveniyorlar demektir. Bu nedenle bir avuç insan çalışır o piyasada, başka kimseyi kabul etmezler. Her gecenin de seyirci profili farklıdır. Bütün gece yemek yiyerek sizi dinleyen insanlar da olabiliyor, onları canlı tutmak göreviniz. Sahne sanatçısı deyince birçok isim var tabii bu konuda iyi olan ama herkes bir kere de olsa bence Nükhet Duru’yu sahnede izlemelidir. Bir gala gecesinde falan nabız nasıl tutulur diye insanlar ondan ders almalı.

“İlk ezberlediğim parça Quanteramera’ydı”

Hayatınızı müziğe adamaya kaç yaşında karar verdiniz? Küçükken sorarlar ya hani büyüyünce ne olacağınızı, sizin yanıtınız ne olurdu?
İlkokuldaydım, “Büyüyünce çalgıcı olacağım” dediğimi hatırlıyorum. Hiç öyle aklımdan astronot, doktor olacağım geçmedi. Bir de küçüklükten beri yabancı dillere merakım vardı. Babam Amerika’da tahsil gördüğü için evimizde sürekli yabancı misafirler olurdu çünkü babam kitap tercüme ediyordu. Onlarla hep farklı dillerde konuşurdum, bir sürü şey öğrendim. İlk ezberlediğim parça “Quanteramera”dır mesela. İlkokulda öğretmenimiz şarkılar söyletirken bana sıra gelince İtalyanca şarkı söylerdim. Galiba farklı kültürleri seviyordum biraz. Ortaokulda gitar falan çaldım ama ilk profesyonel adım atışım TRT Çocuk korosuna katılmam ile oldu. Hem koroda, hem radyoda, hem de sahnede devam ettim. İzmir Kız Lisesi’nde orkestraya gitarist olarak girdim, sonra Öğretmen Okulu’na başladım ve orada da hem orkestramız vardı hem de çok iyi bir eğitimimiz vardı. Ben bugünkü altyapımın ilk temellerini orada aldım diyebilirim. Çok komplike bir okuldu ve bana verdikleri hayat eğitimi için onlara her zaman minnetkarım. Psikoloji ve sosyoloji de çok ağırlıktaydı ve mesleğime de çok katkıları oldu.

İzmir ve Ankara’dan sonra İstanbul’a geldiniz. İlk albümünüz yayınlanmadan önce sizin de yolunuz bir çok sanatçımız gibi Eurovision’dan geçti.
Yalnızca Eurovision değil, Altın Anten, Discovery ve diğer birçok Uluslararası yarışma daha. Biliyorsunuz birçoğu Ankara’da yapılıyordu bu yarışmaların, Ankara’da iyi bir solist bulmak da zordu bu yüzden birçok müzisyen arkadaşım solist olarak beni tercih etti. 2000 yılında ön elemeleri geçerek Işın Karaca’nın da katıldığı finallerde yarıştım “Yarım Kalan Senfoni” ile.
Eurovision ile ilgili fikirleriniz nasıl? Size teklif gelse nasıl bir şarkı ile katılırsınız?
UIuslararası birçok yarışmada Türkiye’yi temsil ettiğim için şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki şarkınız İngilizce olmalı. Oraya gittiğiniz zaman insanlara müzisyen değerini hissettiriyorlar gerçekten, organizasyonlar çok profesyonel yapılıyor. Bunlar hep vitrin, eğer iyi değerlendirirseniz dünya piyasasına da açılmamanız için hiçbir neden yok gerçekten. Eurovision, bu anlamda önemli.
-Bu sene ülkemizi temsil edecek Yüksek Sadakat hakkındaki görüşünüz nedir?
İyi bir grup ama insanlar farklı olanı görmek istiyorlar sahnede. Mesela bir yarışmada orijinal bir sahnem vardı, ama benden daha orjinal Arjantinli bir kadın vardı. Ses aralığı yüksekti, oktavı yüksekti ve sesi çok güzeldi. Sahnede sadece durdu ve 2. oldu. Ama birinci olan, avare gibi bir kılığa giren bir adamdı ve şarkısı çok güzel olmamasına karşın olayı çok iyi dramatize etti ve sırf o sahnesi ile aldı götürdü yarışmayı. Şarkıdan ziyade sunum çok önemli yani yarışmada, o yüzden şova ağırlık vermeliler. Sahne kullanımı da çok önemli, herşey görsel artık bu devirde. Farklı birşey sunarsanız, Cirque Du Soleil gibi dünyanın neresine giderseniz iş yaparsınız. Neden bu topraklardan dünya starı çıkmıyor hiç diye soruyoruz ya kendi kendimize, çünkü insanlar bu işe kafa yormuyorlar hiç. Pazarlama taktiği işi bu. Rihanna bir pazarlama dehası olarak sunuldu, şarkıları dinlenmeyecek gibi değildi ama kızın da hamurunda vardı ki aldı yürüdü sonra. Lady Gaga mesela salt görsellikle işi götürmüyor, akıllı da bir kadın ve iyi de bir müzisyen. Madonna’nın yolunda gidiyor bence. Ama bizler onlar gibi cesaretli olamıyoruz bu ülkede. Ekranlara çıkarken ne giydiğimiz soruluyor artık, siz düşünün. Sigara yasağı falan hep çok etkiledi her şeyi. Ama sahneye çıkıyorsanız insanlar sizi dinlemek için ne ödüyorlarsa da, onlara kaliteli birşey sunmak göreviniz oluyor.
“İçimde 2 Zeliha var!”

-İlk albümünüz “Sonbahar Şansonları”ndaki havanız biraz buğulu, biraz sakindi. Sonraki albümlerinizin sizi daha iyi yansıttığını düşünüyorum. Neden ilk albümde öyle bir hava vardı?
Zaten baştan beri konsepttir benim albümlerim, Sonbahar Şansonları da buna dahil. Tolga Gürdil’in projesi idi. Yusuf Bütünley, Erdem Sökmen, Turhan Yükseler gibi isimleri önüme sununca, bu konsept albüme hayır diyemedim. Ama albüm çıktıktan sonra fazla tanıtamadık sanırım, Tolga’nın başka bir şarkısı daha Eurovision’a kalmıştı o dönem. Sonraki albümlerimin beni daha iyi yansıttığı doğru bir tespit. İki Zeliha var aslında, biri sahne sanatçısı diğeri albüm sanatçısı Zeliha. Ve ben bir albüm yaptığımda sahneyi pekiştirir mi diye düşünüyorum hep, birbirine katkısı olsun istiyorum ikisinin.
“Antika” albümünüzde 70’li ve 80’li yılların şarkılarını yeniden söylemiştiniz ve o zaman henüz bir nostalji akımı yoktu şimdiki gibi. Göksel ve Işın Karaca henüz el atmamıştı o işe:)
Evet, Suat Ateşdağlı ile çalıştım o albümde. Süpervizörü ise Hakan Eren’di. Kimsenin yapmadığı birşeydi, duymadıkları bir sound idi. Biraz erken gibi oldu ama iyi geri dönüşler aldığım bir proje oldu.
Coverlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bazı coverlar orijinalini aratırken, bazıları da yepyeni yorumlar ile şarkıları yeniden küllerinden doğurtabiliyor.
Coverlar bazen bir tür can simidi olabiliyor aslında. Yeni bir şarkının tutup tutmayacağını kimse bilemeyebilir, ama albüme 1 eski şarkı koyunca o bir tür elde var 1 gibi oluyor. Cover seçmemdeki amaç, bu şarkıların zaten repertuarımda, sahne şovlarımda yer alması. Aynı zamanda da albümde yer alsın diyorum, repertuarımda kalıcı olsun istiyorum. Ama güzel yapılmadıktan sonra bir anlamı da yok, bu yüzden ince eleyip sık dokumak gerekiyor bu şarkıları. Bazen başka albümlerde kötü düzenlemelere rastlıyorum bunu nasıl yapabilmişler diyorum. Öyle yapacaklarsa hiç yapmasınlar.
Çok koyu bir Ajda Pekkan fanatiği olduğunuz biliniyor. En son Babylon’da sahne aldınız ve şarkılarını söylediniz.
Bilmediğim şarkısı yok diyebilirim. Sahnelerde de yıllardır severek söylerim şarkılarını. Bugün hala güncel kalabilmesi büyük başarı, herkes onu takdir etmeli. Süperstar dediğin böyle olmalı..

“Klibi rüyamda gördüm!”

2009 tarihli “Herşey Çok Güzel Olacak” albümündeki “Tarçın” şarkısı epey ilgi gördü, mutfakta geçen klip fikri kimindi?
Benim fikrimdi, rüyamda görmüştüm. Zaten mutfağı seven bir kadınım, bir gün reklam ajansı sahibi arkadaşım Bülent’i bulmam lazım diye uyandım güne. Aklıma çılgın bir fikir gelmişti. Eşime anlattım, o pek tutmadı. Sonra Bülent’e anlattım, masal kitaplarından çıkan 3 boyutlu karton sayfalardan bahsettim. Bayıldı. 1 ay gibi kısa sürede tamamladılar, gözleri patlayana kadar çalıştılar gecelerce. Derya Baykal sponsor olmuştu kıyafet konusunda ve çok keyifli bir klip oldu.

-Şehrazat’la çalışmıştınız o albümde, değil mi?
Şehrazat prodüktörümdü o albümde. Çok çalışkan ve disiplinli bir kadın. Ben ondan sadece 1 şarkı almaya gitmiştim ama o albüme tümüyle kendini verdi, çok emeği vardır. Çok da iyi bir dost aynı zamanda, normalde birlikte çalışmadığı kişiler ile bağlantısını kestiği söylenir ama biz çok iyi arkadaşız hala. Bu yeni albümü bitirdiğimde ilk ona dinlettim, öneriler verdi. Her zaman destek olur.
-Sonra “Aşk Bana Kalır” geldi. 2006 tarihli “Rafta Kalmasın”dan sonra ilk kez sizin prodüktörlüğünüzde yapılan bir albüm. Nasıl bir süreç?
Şarkı seçimleri, fotoğrafları vs. herşeyini TMC ile beraber oluşturduk, herşeyini ne kadar ben yapıyor gibi gözüksem de şirketin profesyonelliği ile birleştirdik ve kuralları olan bir sistemin parçası olmak disiplin açısından iyi bir süreçti. Biz sanatçıların ruhu havada geziyor bu bir gerçek, en iyi şarkıyı biz söyleriz, en iyisi biziz deriz, egolarımız yüksektir. Bunları birilerinin dizginlemesi lazım, işte o noktada size destek olan şirketiniz devreye giriyor. Bu anlamda TMC etiketi ile çıkmak, Mustafa Karahan ile aynı dili konuşmak önemliydi. Bugün A ile çalışırsın, yarın B ile. Ama geriye baktığında kurduğun dostluklar bakidir.
“Konseptsiz çıkmam abi!”

Sevda Yolu’na geçmeden önce bu albümün ilk klibine değinmek istiyorum. Kıyamazdın bir Zeki Güner bestesi ve uzun süre müzik listelerinde kaldı. Video klibi de ilginçti..
Kadınların yalnızlıklarını anlatıyordu. Albümün genel havasında var zaten o yalnızlık, genel olarak öyle bir konsepti var. Biliyorsunuz albümlerimin hepsinin bir konsepti var. Klip de şarkı gibi kadının çığlığını anlatıyordu. Bambaşka bir fikirden yola çıkılmıştı aslında ama oyuncuların mimikleri falan oldukça başarılı bulununca bu konsepte geçildi. Zeki Güner de çok iyi bir besteci, onunla iyi ki çalışmışım.
Sevda Yolu, öyle herkesin ilk etapta aklına gelebilecek bir şarkı değildi. Neşe Karaböcek söylemiş ilk kez, aklınıza nasıl geldi şarkıyı albüme almak?
Aranjesi çok önemliydi. Adana’da bir arkadaşım var, bir sabah beni aradı ve dinletti sabahın 9’uydu. Beni çok iyi tanıyan bir dostumdu, bu tam senlik diye aramış. Sonra bu şarkıyı tek single olarak çıkarmak istedim. Yani albüm henüz daha ortada yokken. Sevda Yolu’nun orijinali biraz İspanyolvari biliyorsunuz, biz ise yeni birşey yapalım istedik. Aranjesi de biraz acıtsın istiyordum. Volga Tamöz ile çalıştık ve bu versiyonuna ulaştık. Orijinaline hem yakın, hem uzak. Hem bugüne, hem düne ait. Volga bunu okurken de farklı okumak gerekir dedi. İşte orada aldı beni bir düşünce. Söz yazarı Mehmet Yüzüak beni Ümmüye’ye gönderdi, Romen sanatçısı. Çok etkilendim ondan, müthiş bir ses. Sıradışı yorumu ile şarkıları farklılaştırıyor gerçekten. Sevda Yolu’nu bana belki 80 farklı şekilde okudu, arabesk ya da gırtlak istemiyorduk ve sonunda bir orta yol bulduk. Hem acıtacak hem de arabesk olmayacak bir yorum olmalıydı ve bu şekilde söyledim şarkıyı, çok içime sindi. Bunun üzerine albüm fikri de şekillenince single’dan vazgeçtim. Video klibi de Harbiye’de gerçek bir pavyonda çektik film tadında olsun dedik şarkının ruhuna da uysun istedik. Kamil Aydın yönetti, Turgay Tanülkü oynadı, ben de bir şarkıcıyı canlandırdım.
-Yıldızlara ulaşmak eskiden daha zordu. Ama artık Facebook var, Twitter var, Sosyal Medya kavramı var hayatımızda. Siz de sosyal medyada var olan ve hayranlarınızla birebir iletişimde bulunmayı seven bir sanatçı olarak neler söyleyeceksiniz?
İlk başta ben de sanatçı arkadaşlarım gibi iletişimin daha kolay olduğunu düşünerek kaydoldum. Ancak düşüncelerimin yazıya geçtiğinde daha büyüdüğünü görünce daha çok hoşuma gitti. Türkiye’de ilk web sayfasına sahip olan sanatçılardan biriyim (www.zelihasunal.com) , Myspace ve Facebook da kullanıyordum yoğun olarak ama Twitter başka bir alem gerçekten. Sosyal medyanın ulaşılabilirliği kolay kılması güzel ama dikkatli de olunması gereken bir mecra, yazdığınız en ufak bir sözü yanlış anlayabilecek bir kitle var. Fazıl Say’ın başına gelenler gibi, bir anda hedef tahtası da olabilirsiniz orada. O yüzden dikkatli olunması gereken, ama vazgeçilmez de olan bir şey.
-Peki yalnızlaştırdı mı insanları sosyal medya?
Günümüzde herşeyin tanımı değişti. Artık aşkı şarkılarda tanımlamak bile eskiden olduğu gibi birkaç sözcükle yetmemeye başladı. Bütün şarkılar çok uzun uzun. Bir noktada yalnızlaştırdı elbette, ama yalnızsanız iyi gelen bir tarafı var. Ama bir birlikteliğiniz var ise ve siz yine de o sanal dünyaya aşırı bağlıysanız orada problem çıkabilir işte. Onun ayarını iyi tutmak gerekir.
-Son olarak müzik piyasasının gidişatını, albüm satışlarının düşmesini ve dijital platformların yaygınlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Artık kimin satıp kimin satmadığı piyasaya çıkıyor sanki. Dijital satışların takibi daha kolay çünkü, artık satan albümler ve şarkılar geçmişteki yıllara göre daha fazla kazanır oldu. Dijital ve yayın teliflerinden haklar alınabildiği sürece müziğe emek verenler daha iyi kazanır oldular. Herşey sadece şekil değiştiriyor ve insanlar haklarını daha kolay takip edebiliyor artık.
——

Zeliha Sunal ile bu söyleşiyi gerçekleştirdiğimizde Londra’da birkaç gün sonra sahne alacağı özel geceye hazırlanıyordu. Sanatçı arkadaşı Demet Tuncer ile birlikte Mor Çatı Derneği’nin düzenlediği yardım gecesine tek kuruş almadan çıkan Sunal’ın bu başarısı bu söyleşiden birkaç gün sonra gazete manşetlerini süslemişti bile. Türkiye Engelliler vakfı, Otistik Çocuklar Vakfı ve başka birçok projeye gönüllü olarak da katkıları olan sanatçı, Müzisyenler Sendikası’nda da sanatçılara emeklilik hakkının verilmesi konusunda yürüttüğü çalışmaları ile meslektaşlarına örnek oluyor. Müyorbir’in de denetleme kurulu üyesi olan Zeliha Sunal, “Bir müzisyen olarak daha başka ne yapabilirim diye düşünüyorum, her yaptığın çok önemli çünkü bu hayatta.” diyor. Her anını müzikle iç içe yaşayan ve hayatını tümüyle müziğe adayan sanatçıya yeni albümünde başarılar diliyoruz.

Röportaj: Olcay TANBERKEN

Zeliha Sunal – Sevda Yolu (Video Klip)
Reklamlar

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s